VAHİY ÜRÜNÜ (!) KASİDE-İ CELCELÛTİYE ve Hz. ALİ’NİN SAİD NURSİ’Yİ ÇAĞLAR ÖNCESİNDEN HABER VERMESİ.  

 

Kaside şahsi bir münacat olup, klasik besmele, hamdele, salvele ile başlıyor. Yazar esmau’l-hüsna hürmetine Allah’tan bir takım isteklerde bulunuyor. 13.beyitte “Bir araya getirilmiş hece harflerinin hakkı için beni maksadıma ve her türlü ihtiyaçlarıma erdir.” denilerek bu kasidenin bir ilm-i havass işi olduğu anlaşılmaktadır. 14. Beyitte ise “Azimetim’in içine emanet olarak bırakılan harflerin sırrı (hürmetine)!” denilerek bunun bir azimet/muska olduğu iyice anlaşılmaktadır. 23.beyitte “Ey celal Sahibi; “Kün”ün Kef’i hürmetine beni koru!” denilmekte. Yani muskacımız “Kef” harfinin havası (gücü) ne ise, onun hassasından yararlanmak istiyor. 27. Beyitte muskacı “İsm-i Azamınla galattan / guluvvdan (hata yapmaktan, aşırıya gitmekten) (Sana) sığındım!” dese de bu ism-i azam masalı hem İsrailiyat, hem de tam bir guluvv örneğidir. Allah’ın isimlerinde ilhada gitmektir. Allah’ın zatını bırakıp, O’nun isimlerine uluhiyet vermektir. O’nun isimlerinde bir takım tanrısal güçler var olduğunu vehmetmektir. 28. Beyit “Herkesin gönlünün bana çevrilmesini sağla! (Beni onlara sevdir!) Şelmehet (selam?) ile bana makbuliyet elbisesi giydir! (Beni onlara kabul ettir) Said Nursi bunun yerine şöyle dermiş; “Dünyadaki herkesin kalbini toptan Risale-i Nûr’a ısındır ve Şelmehet (selam?) ile onu kabul ettir!

Okumaya devam…

İslam’ın Değişkenleri ve Sabiteleri!

Bu çalışmamızda, İslam’ın bir devrim yapmadığı, bir islahat yaptığını, Vahyin nazil olduğu toplumun örfî hukukunu esas aldığını, şeriatını büyük ölçüde Cahiliye şeriatından aldığını göstermeye çalışacağız. Çalışmamızda  “Cahiliye’nin ibadetleri / inançlarını ve şeriatı/hukuku” bölümünde büyük ölçüde Mehmet Azimli’nin Cahiliye’yi Farklı Okumak adlı eserinden yararlandık! Son kısmını da biz ilave ettik. Bazı şeyleri farketmeniz için uç örnekleri verdik. Haliyle meseleye bir de bu pencereden bakmanızı istedik.

Okumaya devam…

EVRİM TEORİSİNİN MESAİL-İ KELAMA İNTİBAKI ÜZERİNE

EVRİM TEORİSİNİN

 MESAİL-İ KELAMA İNTİBAKI ÜZERİNE

Evrenin, ilahiyatçıların deyimiyle ‘ex-nihilo’ anlamında hiçlikten, sıfır enerjiden ve maddeden ve öncesinde herhangi bir zamanın olmadığı anda yaratıldığı bugün astrofizikçiler arasında genel kabul görmüştür. Evrenin 13.7 milyar yıllık ömrü bir evrimsel süreçtir. Bugün yaratılışın ilk saniyelerine, hatta ilk saniyenin 1043 te biri kadar sonrasından ve çapının 1 santimetrenin 1036 da birine kadar (10-43 sn. sonrası ve 10-36 cm. sonrası için) uzanabilen oldukça geliştirilmiş teorilerimiz var. CERN’deki hızlandırıcılarda evrenin 10-10 sn. sonrasında 1015 Kelvin dereceye düştüğü sıcaklığa hemen hemen ulaşılabilmektedir (1012 Kelvin dereceye) ve evrenin o esnadaki yapısı deneysel olarak gözlenebilmektedir. İlk patlamadan yüzbinlerce yıl sonra radyasyon- ışıma dönemi bitmiş, sıcaklık 3000 Kelvin dereceye düşmüştür. Bu yıllardan kalan ‘kozmik arkafon ışıması’ bugün radyo cızırtısı olarak dinlenebilmektedir. Bundan sonra ise yıldız çağı başlayıp, evren genişlemesine devam edip günümüze kadar gelmiştir.

Okumaya devam…

ARİSTO MANTIĞININ SONU MU?

ARİSTO MANTIĞININ SONU MU?

Gazali öncesi İslam âlimleri dine aykırı olduğuna inandıkları metafiziğin temelini teşkil eden mantığın İslamda yeri olmadığı kanaatini taşımaktaydılar. Onlar, mantığın kabulünden er geç metafiziğin ve felsefenin de kabul edilmesine yol açabilir diye kaygı duyuyorlardı Gazali zamanına kadar bütün âlimlerin icmaı ve ittifakı ile haram, en azından gayrimeşru ve nahoş bir bilgi alanı sayılan mantık onun çabalan sonunda dinen aklandı ve bütün dini ve akli ilimlerin temeli haline getirildi. Ondan sonra ‘Farz-ı Kifaye’ sayıldı ve asırlarca medreselerde okutuldu. Gazali mantık ilmine caiz demekle kalmadı, ‘bu ilmi tam olarak kavramamış olanların ilmine esas itibariyle güvenilemez’ dedi. Hatta burada da kalmadı. Kur’an’ın temelinde bu formel mantığın yattığını, tüm resullerin bu mantığı kullandığını ve onun Allah katından Cebrail vasıtasıyla yeryüzüne indirildiğini ve onu vaz’edenin ve mualliminin bizzat Allah olduğunu da açıkça ileri sürdü.[1]

Okumaya devam…

Anadolu İslamı / Yunus Emre;

Yunus Emre;

13.yüzyılın son yarısı ile 14.yüzyılın ilk çeyreği içinde yaşamış olan Yunus Emre; Ahmet Yesevi mektebinin Anadolu’daki en önemli temsilcisidir. Kimilerine göre; Yunus Emre, İslam sûfîliğini geleneksel Türk kültür yapısına göre yeniden yorumlamış, klasik tasavvufla Türk Halk İslam’ının motiflerini birleştirmiştir.

Okumaya devam…