KOZMOLOJİK KIYAMET; EVRENİN ÖLÜMÜ

EVRENİN ÖLÜMÜ

 

Nasrettin Hoca komşusundan ödünç aldığı kazanın öldüğünü söyleyince komşusu bozulmuş, Yapma Hoca! ‘Koca kazan ölür mü?’ Hoca cevabı patlatmış, ‘Yahu kardeşim! Kazanın doğurduğuna inanıyorsun da, öldüğüne niye inanmıyorsun? Aynen böyle. Evrenin yaratıldığına, doğduğuna inanan, ölümüne de hazırlıklı olmalıdır.

Doğan evrenimiz, gün gelecek batacak, yaratılan, yok edilecek. Başı olanın sonu da olacak. Sonradan olanların sonlu olmak gibi kaçınılmaz bir sonları vardır.

Geleceğimizi geçmişimize bakarak anlayabiliriz. Evrenin sonu var ya da yok diyemiyoruz. Sadece kıyametlerden/ ölümlerden ölüm beğeniyoruz. Bilim insanlarının söylediğine göre 13,5 milyar yaşında olan evrenimiz ya genişlemeye devam edecek ki, buna ‘açık evren’ modeli diyoruz. Ya da genişleyen evreni bir zaman sonra kütlesel çekim kuvveti / gravitasyon alt edecek ve evren kendi üzerine kapanacaktır. Buna da ‘kapalı evren modeli’ diyoruz.

Eğer evrende yeteri kadar kütle varsa, evren bir müddet sonra genişlemesini durduracak sonra da artan bir hızla kendi üzerine kapanacak ve ilk başladığı hale dönecektir. Bugün evrenin eskiye oranla büyük ölçüde yavaşladığını gözlemsel olarak biliyoruz.

Açık evren modelinde de ölümden kaçış yoktur. Evren yıldızlardan oluşmaktadır. Bir yıldızın ömrü aslında tüm evrenin ömrüdür. Örneğin güneşimiz her saniye 564 milyon ton hidrojeni 560 milyon ton helyuma dönüştürmekte ve her saniye 4 milyon ton maddeyi uzaya ışık ve ısı olarak vererek kütlesinden kaybetmektedir. Bu miktar güneş için bırak devede kulak olmayı, tüy bile değildir. Güneşimiz daha 5 milyar yıl uzayın karanlık, soğuk köşelerine ısı ve ışık vermeye devam edebilecektir. Ama şunu çok iyi biliyoruz ki, Güneşimiz şuan 4.6 milyar yaşında değil de 10,6 milyar yaşında olsaydı Güneşimiz çoktan bir kırmızı dev olmuş, dünyamızı içine alacak kadar genişlemiş olacaktı. Güneş, bu takdirde kof bir mantardan farkı kalmayacaktı.

Çelişkili gibi görünse de yıldız ne kadar büyükse o kadar hızlı enerjisini tüketmektedir. Nedeni çok basittir. Kütlesi oranında yıldızın çekim gücü artmakta ve yıldız bunu dengeleyebilmek için sıcaklığını arttırır. Bu da yakıtını erken tüketmesi demektir. En büyük yıldızlar enerjilerini birkaç 10 milyon yılda tüketirler. En küçük yıldızlar ise 10 milyarlarca yıl yaşayabilir.

Yıldız kütlesi ile orantılı olarak sonunda karadelik, nötron yıldızı, puslar / atarca, kırmızı dev veya beyaz cüce olur. Bir yıldızın merkezinde, 4 hidrojen çekirdeği kaynaşarak 1 helyum çekirdeğine dönüşür. Bu füzyon neticesinde nükleer enerji açığa çıkar. Kabaca bir yıldız hidrojenin %10’ unu tüketince merkezi büzülürken dış bölgeleri genişler. Bu esnada merkezi ısındıkça 3 helyum çekirdeği kaynaşarak karbonu oluşturur. Oda diğerlerini. En son yıldızın merkezinde demir üretilir. Fakat demir elementlerin en kısırıdır. Ne başka atom çekirdekleriyle kaynaşarak, ne de daha hafif çekirdeklere bölünerek enerji üretemez. Atom numarası 26’dan küçük olan elementler çekirdeklerinin birleşmesiyle, atom numarası 92’den küçük olan elementler çekirdek parçalanmasıyla/ fizyon demire dönüşmeye çalışır. İşte bu yıldızın ölümüdür. Bu esnada yıldız kendi kütle çekimini dengeleyecek sıcaklık ve basınç kaynağı kalmadığından çöker. Ve yıldızımız süpernova olarak patlar ve bu yüksek sıcaklıklarda periyodik elementler tablosundaki demirden sonraki uranyuma kadar olan diğer ağır elementler yaratılır.[1] Bugün dünyamızda hangi elementler varsa güneşte de aynıları vardır. Güneşimiz ve gezegenleri böyle bir patlamadan sonra oluşmuştur.

Şu an evrenin kütlesi gözlemlenenlere göre kritik yoğunluğa ulaşamıyorsa da teorik olarak bu yoğunluğa çok ama çok yakın olmak zorundadır. Çünkü ilk yaratılış esnasında evrenin yoğunluğu / kütlesi ile genişleme hızı çok hassas seçilmiş olup aralarındaki fark çok mini boyutlardadır.

Son yıllarda kara deliklerin keşfiyle sadece bizim galaksimizde bile, milyonlarca karadelik bulunabileceği teorik olarak hesaplanmıştır. Galaksimizin dönüş hızı gözlemlenen mevcut yıldızlarla olması imkânsızdır. Mevcut dönüş hızını sağlayabilmek için bilinmeyen, gözlemlenemeyen birçok büyük kütleli cisim olmak zorundadır. Son yıllarda nötrinoların bile minnacık da olsa kütlesinin olduğu hesaplanmıştır. Her bir atom altı parçacık başına milyarlarca nötrino düşmektedir. Bu bile evrenin toplam kütlesini kritik yoğunluğa yaklaştırmaya kâfidir.

Bütün yıldızlar kendi ekseni etrafında dönerek galaksinin çekim gücünü kendi merkezkaç kuvvetleriyle dengelerler. Bütün galaksilerde kendi ekseni etrafında döner. Fakat evrenin bir bütün olarak döndüğünü henüz bilmiyoruz. Eğer dönmüyorsa galaksilerin evrenin merkezinde bir noktada toplanması kaçınılmazdır.

Gravitasyon / çekim kuvveti atom boyutlarında etkisi hiç yok gibidir. Evrenin büyük ölçekli yapısı söz konusu olduğunda bu sefer evrenin geleceğinde söz sahibi en etkin kuvvet bu çekim gücü olur. Güçlü nükleer kuvvet, çekim kuvvetinden 1042 daha güçlüdür. Ama sözü atomun içinde geçer. Galaksiler arası uzayda ise çekim gücü tüm güçleri alt eder ve bu sefer onun gücü 1042 olur. Hatta karadeliklerde olduğu gibi üç kuvveti hapseder. Diğer kuvvetler toplanabilir, çıkarılabilir. Ama çekim kuvveti tek yönlüdür. Daima toplanır. Her bir cisim kütlesiyle doğru orantılı aradaki mesafe ile ters orantılı birbirlerini çeker. İşte bu çekim kuvveti ilk büyük patlamadan sonra genişleyen evreni yavaşlatmış, şimdide durdurmaya çalışmaktadır. Havaya attığımız mermi bir zaman sonra çekim gücüne yenilir ve yere düşer. Eğer ilk patlamadan sonra birbirinden uzaklaşan ve bir balon gibi şişen evrenin kütlesi kritik yoğunluğa ulaşıyorsa bu genişleme duracak ve sonra film tersine oynatılacaktır. Artan bir hızda galaksiler birbirlerine koşmaya başlayacaklar. Evren %1 kadar büzüştüğünde şu an -270 derece olan galaksiler arası uzayın sıcaklığı, dünyamızın gündüz sıcaklığına ulaşacaktır. Ve gökyüzü dayanılmaz derece parlak olacak, kıpkırmızı bir bakır rengine bürünecektir.

“Gök yarılıp kızarmış bir gül gibi kıpkırmızı olduğu zaman…” [Rahman, 55/37]

Daha sonra evrenimizin sıcaklığı binlere, milyonlara derken, hızla milyarlara tırmanacak, yıldızlar büyüklü-küçüklü hepsi ölüm çığlığı atarak atomları, atom altı parçacıklara ayrışacak, derken en baştaki haline dönerek, fokur fokur kaynayan kuark çorbasına dönüşecek, derken sıcaklığı hızla trilyonlara tırmanarak, sıfır hacimde kaybolup gitmesi için saniyeler yeterli olacaktır.

Kozmologlar evrenin sonuna ‘Big Crunch/büyük çatırtı’ diyorlar. Yine evrenin uzak gelecek bilimi diyebileceğimiz ‘kozmoteleoloji/kıyamet bilimi’ diye bir bilim de diğer bilimler arasında yerini almıştır.

“O gün biz kâinatı kitap sayfalarını dürer gibi toplayıp düreceğiz. Onu tıpkı yaratmaya başladığımız günkü haline (büyük patlamanın öncesine) iade edeceğiz. Bu bizim üzerimize bir vaaddir. Biz vaad ettiğimizi yaparız.” [Enbiya, 21/104]

“O gün yer başka bir yere, gökler ise başka göklere dönüştürülür…” [İbrahim, 14/48]

Ya bugünkü kâinat başkalaşım, ‘tağyîr’ geçirecek ya da mevcut kâinat bambaşka bir evren, ‘tebdîl’ olacak. Ayetteki ‘tebdil’ kelimesi ikincisini işaret etmektedir.

Açık evren modelinde de kıyamet var. Açık evren modelinin de açık hava mezarlığından hiçbir farkı yoktur. Evren bu modelde kendi üzerine kapanmayacak, genişlemeye devam edecek, yıldızlar birer-ikişer rahmetli olacak, evren soğumaya, enerjisini tüketmeye devam edecektir.

Kara delikler yine büyümeye devam edecek, büyüdükçe çevrelerini dev bir elektrikli süpürge gibi emecekler. Kara delikler içine giren maddenin dışarı çıkma şansı biraz zayıf olduğundan ömürleri yıldızlara göre daha uzun olacaktır. Ama bu da onların dünyaya kazık çakacakları anlamına gelmez. En baba yiğitleri bile teorik olarak 10100 yıl sonra rahmet-i rahmana kavuşacaklardır.

Termodinamiğin birinci yasası; enerjinin sakınımı yasasıdır. Bu birinci yasa güya maddeye /enerjiye ezeliyet verirken, termodinamiğin ikinci yasası /entropi yasası enerjinin kullanılamayan enerjiye dönüştüğünü söyler. Bu ise evrenin gerçek manada ölümü demektir. Yani kapalı evren modelindeki kıyametten kaçsanız bile, bu sefer entropi karşınıza dikilir. Ölümden yine kaçamazsınız. Sadece ölümlerden ölüm beğenirsiniz.

Yani evrenimiz ‘Açık Evren’ bile olsa bu sefer entropi yasasından yakasını kurtaramaz. Güneşimizin uzaya yaydığı enerji teorik olarak yok olmaz ise de, onu tekrar geri kazanmanız mümkün değildir. Odanızın penceresinden sokağa kaçırdığınız ısıyı tekrar geri kazanamazsınız. Ve entropi asla azalmaz, daima artar.

Açık evren modeline göre güneşimiz 5 milyar yıl sonra Kırmızı Dev olacaktır. En uzun ömürlü yıldızlar bile 1014 yıl sonra hepsi söneceklerdir. Galaksilerin merkezi devasa kara delikler tarafından işgal edilecek, galaksi kütlesinin %90’nını buharlaştıracaklardır.

Bu arada evrenimiz hala genişlediği için mutlak sıfıra doğru , -273 dereceye doğru soğumaya devam eder. Şu an yıldızlar arası uzay zaten -200 dereceye, galaksiler arası uzay ise -270 dereceye kadar soğumuş durumdadır. Yani evrenimiz genişledikçe, yaşlandıkça sıcaklığı mutlak sıfıra doğru yol alacak, en sonunda buz lebideryasına dönmüş, zifiri karanlık, buz gibi evren can çekişecektir.

“Küllü şeyin hêlikün /her şey helak olucudur” hakikati evreni de helak edecektir. Kaçış yok.

Bilimsel olarak zaman oku / time arrow geçmişle geleceği birbirinden ayırır. Zamanın oku geleceğe doğru atılmıştır. Bu gerçek, asla geriye dönülemeyeceğini ifade eder. Zamanın geçmişten geleceğe doğru aktığını gösteren üç ok vardır.

Zamanın termodinamik oku; masadan düşen bardak yere çarpar ve kırılır ve kırılan cam parçaları etrafa saçılır. Hiçbir zaman bunun tersi olmaz. Yani dağılan cam parçaları toplanıp, yerden masaya sıçramaz. Buna biz entropinin artışı diyoruz.

Zamanın psikolojik oku; Geleceği değil de geçmişi hatırlarız. Yarını yaşayıp düne dönemeyiz. Böyle olsa borsada çok kazanırdık.

Zamanın kozmolojik oku; bu evrenin şu an büzülmeyip genişlediğini ifade eder. Evren genişliyorsa zaman geleceğe doğru akıyor demektir. Eğer tersi olsaydı yaşlı olarak doğar genç olarak ölürdük. Bu her üç ok kaçınmanın mümkün olmadığı bir sona doğru atılmışlardır ve isabet yüzdeleri de % 100’dür. Zamanı asla durduramazsınız ve geçmişi geriye getiremezsiniz. Doğacağız ve öleceğiz.

Açık ve kapalı evrenlerden hangisi gerçekleşecek olursa olsun değişen bir şey yoktur. Ya sıcak ölüm, ya soğuk ölüm! Ölüm hakikati önümüzde duruyor. Ölüm öldürülemiyor. Ölümden kaçış yok.[2]

Evrenin ölümü her ne şekilde olursa olsun – ister kapalı evren modeli, isterse açık – bu bilimsel kıyamet senaryoları, İslam’ın haber verdiği kıyamet ile uzlaştırmak mümkün değildir. İslam da her an beklenen bir kıyamet anlayışı vardır. Gerçi hiçbirimizin gönlü kıyametin yakın zamanda kopmasına pek razı değildir. Daha Müslümanlar dünyaya hâkim olamadılar, ideal bir nesil yetiştirip, yeryüzü cenneti oluşturamadılar. İnsanlığa örnek olup, rehberlik edemediler. Böyle bir iman ve İslam çağından sonra kıyametin kopması umumi arzumuz. Lakin insan ne zaman ölüme hazırdır ki! Her zaman yapacağı bir sürü işi vardır, projeleri hep yarım kalır. Hiç ummadığı bir anda ölüm meleği kapıyı çalıverir. Âcizane kanaatim, kıyametin kopuşu da tamamen böyle olacaktır. Daha vakit var, şartlar olgunlaşmadı, alametleri görülmedi derken aniden kıyamet çıkıp-gelebilir. İslami nasslar /metinler böyle bir kıyameti reddetmez. Şu an o korkunç sayhayı /çığlığı duymamıza ne engel olabilir? O şiddetli sarsıntı başlayıverse kim ne yapabilir?,Kim başından savabilir? Ve akabinde diğer kıyamet tabloları gerçekleşmeye başlasa itiraz etme şansımız olur mu?

Daha göğü duman /duhan bürümedi. İsa (a.s) yeryüzüne inmedi, şaşı deccal çıkmadı. Mehdi ordularıyla gelip, deccalı öldürmedi. Henüz Ye’cûc ve Me’cûc, dabbetü’l-arz zuhur etmedi diyerek gelen kıyameti, şartları oluşmadı (!) diye geri çevirebilir miyiz? Hayda! Daha Güneş batıdan doğacaktı, biz mollalardan böyle öğrenmiştik mi? diyeceğiz. Kıyametin büyük alametlerini bir sonraki bölümde ele alacağız. Kıyametin küçük alametlerini ele almaya lüzum bile görmedik. Bunlar beklenen kıyametin değil, toplumsal bozulmanın, siyasi kargaşaların ve ahlaki çöküntünün alametleridir ki bunlar da aslında o toplumun kıyametidir.

Bilimsel kıyametlere en az milyarlarca yıl vardır. Bu kozmolojik kıyamet olsa olsa evreni başlangıçsız–sonsuz gören materyalistlere kıyametin imkânını /mümkün oluşunu ispat eder. Gerçekten din adamları değil, bilimin papazları evrenin ölümünü kabul etmektedirler. Bunlar da kıyameti atabildikleri kadar ileri tarihlere atmaya çalışırlar. Güya ölümden sonraki ikinci bir hayata inanmamakla birlikte ne hikmetse evrenin ölümünü atabildikleri kadar ileri tarihlere atarlar. Şuur altlarındaki inkâr ettikleri gerçeğin -peygamberlerin haber verdiği şeylerin aynen vuku bulmasından korktuklarından mıdır, nedendir bilinmez– uzak olmasını arzularlar. İster dini kıyamet olsun, ister kozmolojik kıyamet olsun, ister yakın olsun, ister uzak olsun kaçınmanın mümkün olmadığı bu kıyamet bizleri beklemektedir. Bir Arap atasözü şöyledir;

‘Gelecek olan her şey yakındır, Ama ölüm hepsinden daha yakındır’

Kâinat bir amaçla yaratılmıştır. Kâinat var olduğu müddetçe bu amacı gerçekleştirmeye çalışır. O amaca hizmet ettiği sürece de var olmaya devam eder. Eğer dünya yaratılış amacına zıt bir şekilde iyilikten çok kötülük üreten bir şer merkezi olursa, adalet ve sevgiden çok zulüm ve nefret üreten bir şiddet üssü olursa, iyiler parmakla gösterilecek kadar azalır, belalıların çokluğundan dolayı orası bir kanlı arenaya dönüşürse, bu memleketin asıl Sahibi bu manzaraya uzun süre seyirci kalmayacaktır. Her bir nimet şükür ister, nimet sahibine teşekkür ister. Eğer nimetlerin kadr-i kıymeti bilinmiyorsa o nimet elden alınıverir.

Bir okulun açık kalması, orada ders gören öğrencilerin mevcudiyetine bağlıdır. Mevcut öğrencilerin de okulun ilkelerine, hedeflerine sadık kalmasına bağlıdır. Öğrenci kalmazsa, kalanların da öğrencilikle uzaktan yakından alakası olmayan haytalar olması halinde okul neden ve niçin açık tutulsun ki? Okulu açan, kapatır gider.

Gün gelecek kâinat üniversitesini açan Zat-ı zü’l-Celali ve’l-İkram hangi hikmete mebni olarak açtıysa, aynı hikmetin kaybolması halinde, ‘Tamam, buraya kadar’ diyebilir. Bu üniversitede okumaya layık öğrenci kalmadığından, sanat galerisini gezen seyirciler yok denecek kadar azaldığından süresiz olarak kapatıyoruz diyebilir. Açtığım bu kâinat kitab-ı kebirini okuyan, mütalaa eden kimse kalmadığından, kalanların da azın da azı mesabesinde olduğundan bu kitabın sayfalarını dürüyorum diyebilir. Demesi de, zerre kadar haksızlık değildir.

Kendimi, siz akıl-şuur sahibi varlıklara tanıttım, takdir eden de oldu, boş boş bakan da oldu. Kuran kitabımı gönderdim okuyanda oldu, okumayı bırak eline almayanlar bile oldu. Papağan gibi lafızlarını tekrarlayanlar da oldu, Rabbim son mektubunda, bu aciz kulundan istediği nedir? Murad-ı ilahisi nedir? diye okuyanlar da oldu. Yapacakları serenatlara, musikî makamlarına güfte niyetine okuyanlarda, onunla karnını doyuranlar da oldu. Ölmüşlerine bol bol hatim indirip, kabirlerini pür nûr edip, bir kerecik olsun anlamını anlamaya yanaşmayanlar da oldu. Onu bir hidayet rehberi yapanlar parmakla gösterilecek kadar azaldı. O insanlığa hayat veren bir can/ruhtu. Onun ruhu/kitabı insanlık âleminden sıyrılınca sizin de ruhunuz/canınız çıktı. Siz ruhsuzlara /vahiyle bağı kalmayanlara kâinatı hizmetçi yapmamın anlamı da kalmadı, diyebilir.

O ruhsuz, serseri dünyaya bir kuyruklu yıldız çarpabilir. Ona, çık şu yörüngenden denebilir. O’nun gezegenimize nasıl hayat verdiğini bilmediğimiz gibi, ölümünü de bilmediğimiz bir yolla da verebilir. İmtihan süresi bitti, şu mücâzat faslına geçelim diyebilir. Hayat karnenizin, memuriyet sicilinizin takdir ya da tecziyesi faslına geçelim diyebilir.

El-hayatü’d-dünya’/şu yakın olan hayat /dünya hayatı bitti ‘el-hayatü’l-ahire’ /sonraki hayat’a geçelim, Buyurun’ dese, kim itiraz edebilir? Şu muvakkat /geçici olandan daimî /sonsuz olana geçelim dese kim hayır diyebilir.

Allah kıyamet saatini bir tek kendine saklamıştır. Onun vaktini O’ndan başka bilen yoktur. Peygamber de buna dâhildir. Ona küçük- büyük alametleri vs. ile söyletmeye boşuna çalışmayalım. Ayrıca onun saatini bilmek ne anlam ifade ederdi ki? Yaşadığımız son günümüzdür şuuruna sahip olmadıktan sonra. Kimse de o büyük günün saatini /vaktini bilmekle mükellef değildir. Ancak bizler kendi kıyametimiz /ölümümüz için hazırlık yapmakla mükellefiz. Allah’ın bildirdiği bize şudur; kıyamet ansızın kopacaktır ve vakti çok yakındır. Muhammed (s.a.v) O’nun son peygamberidir. Ahir zaman /zamanın son diliminin peygamberidir. Biz de, ahir zaman nebisinin, ahir zaman ümmetiyiz.



[1] Alan Lightman, Yıldızların Zamanı, s.47

[2] Saadettin Merdin, Tanrıya Koşan Fizik, s.408-423

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir