CENNETİN KADINLARI

CENNETİN KADINLARI

Cinsellik insanın en önemli içgüdülerinden biridir. Yemek, içmek, uyumak vs. gibi, cinsi tatmin /doyum insanın doğal /fıtri hasletlerindendir. İnsanların çoğu bu arzularını dünyada tam karşılayamamakta, haliyle ideal bir ortam olan cennette, cennet kadınlarıyla gerçekleştirmeyi hayal etmektedir. Bu fıtrîdir. Allah da insanların bu umumi arzularını cennetinde, cennete ve onun fazlına yakışır biçimde karşılayacağını vaad etmiştir.

Bununla birlikte bu kadınlar, dünyadaki eşler midir? Dünya kadınları mıdır? Yoksa oraya has cennet kadınları /huriler midir?

Hûrî (hûriyyetün, çoğulu hûriyyâtün) kelimesi Kuran da geçmez. Hûrî; efsanelerdeki peri kızı, masal kızı anlamına gelir. Yine; böceklerin yumurtadan çıktıktan sonra, kanatlarının ve uzuvlarının oluşmadan önceki beyaz larva dönemine de huriyyetün /huri denilir.

Kuran da geçen ‘hûr’ dur. Fakat hûr kelimesi hem müzekker /eril, hem de müennes /dişil için kullanılır. Yani; bu kelime ‘müzekker haver ve müennes havrâ’ kelimesinin çoğuludur. Dişilere /huriyelere/ hamledilmesi doğru olduğu gibi erkeklere/ Nuri’lere hamledilmesi de bir o kadar doğrudur. Yani; “hûr”; ‘kadın-erkek ayırmaksızın cennetteki tertemiz eşlerdir. Ezvâcün mutahheratün’dür.

Kelimenin kökü ‘HVR’ dır. Bu kökten türeyen üç fiil vardır.

1-      ‘Şaşırdı, başa sardı, başladığı noktaya döndü’ “O hiç geri dönmeyeceğini sanmıştı” [İnşikak, 84/14] ayetinde olduğu gibi. Bir şeyin kendi ekseni etrafında dönüp dolaşması. Mihver/eksen buradan gelir.

2-      Yine beyaz olmak anlamına gelir. ‘Haviratü’l mer’etü’; kadının gözü beyazı çok beyaz, siyahı çok siyah, yani; ceylan gözlü oldu demektir. ‘Ahverat aynühü’; onun gözü pek ziyade güzelleşti demektir. Haver; beyaz olmak, beyazlaşmak demektir. Yine beyazlatıcı pudra ve föndötenlere haver denir.

3-      Yine; aynı kökten türeyen ‘hıvâr ve muhavera’ karşılıklı sohbet ve diyalog demektir. Havarî kelimesi de buradan gelir. Hz. İsa’nın sahabesi, sohbet arkadaşlarına havarî denmekteydi. Sahabe’de sohbet’ten türemiştir. Tekili, “Sâhib”tir ki; dost, Arkadaş, yoldaş olmak, beraber olmak anlamındadır.

‘Havarî’; mecazi anlamda elbisesi bembeyaz, her türlü ayıptan arınmış kimse demektir. Çünkü; “havari” çamaşır beyazlatıcısı anlamına gelir. Yine; kireç ile boyayıp beyazlatan badanacı anlamına da gelir. ‘Havvera’; unu veya elbiseyi beyazlatmak demektir.

Havari; sohbet arkadaşı olmanın yanında, yardımcı anlamına da gelir. Nitekim Peygamberimiz halasının oğlu Zübeyr için, “Benim havarim” ifadesini kullanmıştır. İsa (a.s)’ın havarilerine de insanların nefislerini temizledikleri için teşbihen bu isim verilmiştir.[1]

Haver sıfatından türeyen ‘havrâ’; ise şehirli beyaz tenli kadın anlamına gelir. Havrâ göz beyazlığı için kullanılmaz.[2]

Araplar şehirli, bakımlı, temiz beyaz tenli kadınlara ‘havariyyat’ diye isimlendirmekteydi. Ki, Kuran’ın Mekke civarındaki, o çağın ortalama insanının algısını esas alarak cenneti tasvir etmekte olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. İşte ‘hûr’ kelimesi; bu ‘ahver ve havra’ kelimesinin çoğuludur.

Iyn sözcüğü, büyük gözlüler anlamındadır. Bu sözcük de yapı olarak hem müzekker a’yün kelimesinin, hem de müennes aynâü’ kelimesinin çoğuludur. Her iki cinsi de içermektedir. Araplar iri gözlü kadınlara imreetün aynâün”, iri gözlü erkeklere de racülün a’yünün derler.

Bu iki sözcük beraber Hûr’un ıyn’un olarak kullanıldığında anlam, “iri parlak gözlüler anlamında olur ki, orada verilen eşleri nitelediğinden iri parlak gözlü eşler” anlamı kazanır. Ayetlerde dişi “Huriler” geçmemektedir. Hûr ve ıyn’ sözcüklerinin dişi varlıklara hamledilmesi eski tefsircilerin hatalarındandır. Ayetlerde erkeklere “zevce(hanım)/ zevcât” verileceği söylenmemekte, aksine “ezvâc / eşler” verileceği belirtilmektedir. Yani; erkeklere ezvac/eşler (hanım), kadınlara da ezvac/eşler (koca) verilecektir.

‘Hûru’l-ıyn’ tamlaması ise; eğer ‘ıyn’a / göze hamledilirse; ‘kusursuz güzellik’ , ayn’a hamledilirse; ayna insanın ruhunu yansıtan bir alet olması hesabıyla, ‘ruhu temiz’ anlamına gelir. [3]

‘Hûru’l-ıyn’ tabiri Kuran da dört yerde geçer ve bu ayetlerin tamamı Mekkî’dir. Medenî surelerde bu deyim, ‘Ezvâcûn mutahheratün /tertemiz eşlere’ dönüşür. Özetle ‘hûr’ kelimesini huriler şeklinde çevirip -hadis kültürüyle de beslenen- yüzlerce huri ile sınırsız fantastik hayaller kurmak, maalesef Kuran’da yoktur.

Elbette cennet kadınları Kuran’da tasvir edildiğine göre, daha önce kendilerine ne bir insan ne de bir cin dokunmuştur. Yakut ve mercan gibi, sedefinde saklı inci gibi, gün yüzü görmemiş /el değmemiş deve kuşu yumurtası gibi, göğüsleri yeni oluşmuş yaşıt kızlar /bakire kızlar, bakışlarıyla /cazibeleriyle eşlerinin nazarlarını daima üzerine çeken, eşlerine son derece düşkün iffetli kızlardır. Erkeklerin betimlenmemiş olması bir nâkise değildir. Her bir kadının zevkine göre onların eşleri, romantik, yakışıklı, kaslı, genç, uzun boylu vs. olacaktır.

Bu cennet kadınları, dünyadaki kadınların ‘yeniden, yepyeni bir yaratılış ile yaratılacak olan’ kadınlardır. [Vakıa, 56/35-7] Küçük yaşta ya da yaşlı iken ölen tüm kadınlar genç olarak, kusursuz olarak yeniden yaratılacaklardır. Ne yani biz şimdi dünyadakilerden orada da kurtulamayacak mıyız diye soranlarınız- tabii varsa- hayal kırıklıklarını şu ayetler arttırmaktadır.

Adn cennetlerine onlar; babalarıyla, eşleriyle ve çocuklarından iyi olanlarla beraber girerler. [Rad, 13/23]

Siz ve eşleriniz sevinç ve mutluluk içerisinde cennete giriniz. [Zuhruf, 43/70] Yine [Yasin, 36/56, Mü’min, 40/8] ayetleri de bunu desteklemektedir.

Müslümanlar, cenneti hak etmiş eş, evlat, ana-babalarıyla beraber cennete gireceklerdir.

Yine Kuran cennet kadınlarının sayısı hakkında her hangi bir bilgi vermemektedir. ‘Onlar için tertemiz eşler vardır’ ifadesinden bir kişiye pek çok eş verileceği müjdesi çıkmaz. Yalnızca bir eş verilecek anlamı çıkmadığı gibi. Vurgu; cennetliklerin eşlerinin de kendileri gibi tertemiz /yaratılıştan, kendiliklerinden temiz olduğunadır. Hadislerde ise cennetteki erkeklere birçok hurinin verileceği bilgisi mevuttur. Buhari ve Müslim’de “her erkek için iki huri /cennet kadını [Buhari, Bed’ül-Halk, 8 Müslim, İman, 311] olduğu” şeklindeki ifade en mütevazi olanıdır. Tirmizi’de bu sayı 72’ye çıkar. [Tirmizi, Sıfatü’l-Cennet, 23], İbn-i Mâce’ de bu sayı 70 bine ulaşır. [İbn-i Mâce, Cihad, 11] Hele cennetin hurilerini anlatan eserlere bakılırsa herkes hayal dünyasındaki fantazilere göre çok farklı tablolar çizmişlerdir. [4] Muhammediye ve Envar’ul-Aşıkîn gibi Osmanlı’da çok okunan kitaplara göre; bu huriler göğüslerinden yukarısı, kâfurdan, göğüs ile göbek arası amberden, göbekten aşağısı misktendir.

Yine hurilerin; bedenlerinin dünya kadınlarının biyolojik yapısından tamamen farklı olarak kurgulanması oldukça tuhaftır. Kâfur’dan, miskten, nurdan, amberden vs. oluşan birisi nasıl kadın olabilir? Herhalde “Cehennem ehlinin çoğu kadınlardır.” [Buhari, Bed’ül- halk, 8] hadisine dayanarak, dünya kadınları cehenneme gönderilince, cennet kadınlardan yana boşalınca, söz konusu boşluk kâfurdan, miskten, nurdan, amberden oluşan hayali cennet kadınlarıyla doldurulmuş olmalı. Bu kadar cefakâr, vefalı, mazlum ve mağdur, Allah’ın rahim isminin en çok üzerinde tecelli ettiği, merhamet abidesi kadınlarımız maalesef cehenneme layık görülmüşler (!)

Yine hadislerde cennet ile ilgili aşırı mübalağa /rakamların büyütülmesi, cennet ve cehennemin şahıslaştırılıp konuşturulması, antropomorfist /insan biçimci tanrı anlayışı, aşırı nefis /şehvet düşkünlüğü gibi pek çok hatalı anlatımlar da mevcuttur. [5]

Tabii ki eşi cennete girememiş olanların, eşsiz kalmaları da söz konusu değildir. Eşi cennete giremeyen bir başkasıyla evlenebileceği gibi, Allah cennette yepyeni nesiller de yaratabilir.

Hadislerde geçen bu erkek egemen, kadının cinsel arzularını yok sayan yaklaşım, tümüyle Kuran’ a aykırıdır. Çünkü ödül ve cinsiyet ayrımı yapılamayacağını ifade eden pek çok ayet vardır.

…Sonunda herkes yaptıklarının karşılığını eksiksiz alacak ve hiç kimseye haksızlık edilmeyecektir. [Al-i İmran, 3/161]

Erkek olsun, kadın olsun her kim mü’min olarak salih ameller işlerse, cennete girecek, zırnık kadar da haksızlığa uğratılmayacaktır. [Nisa, 4/124]

Yukarıdaki bilgilerden ve Aziz Kuran’daki temel ilkelerden yararlanarak şunları söyleyebiliriz. Kadın-erkek ayrımı söz konusu olamayacağına ve insanlar iman etmiş eşleriyle cennete birlikte gireceğine göre; ‘huriye / huri diye bir tuhaf kadın türü cennette yoktur. Mekkî dört ayette geçen ‘Hur’ul-îyn’ tertemiz kadınlar ve erkekler, eşler /ezvâc demektir. Çünkü; Mekkî ayetleri, medenî ayetler tefsir eder. Bu eşler bakışlarını birbirine hasretmiş, gözlerini birbirlerinden alamayan, sevgiyle birbirine bakan ebedi sevgililerdir. İnsanın en güzel yeri yüzüdür. O yüzün de en güzel, en anlamlı yeri gözleridir. Bu gözlerin tarifsiz güzellikte, adeta bir ceylan gözü gibi orada tekrar yaratılacağı ve hiç kimsenin gözünün dışarıda olmayacağı anlaşılmaktadır. Nasıl kasnak, bir mihver etrafında dönüyorsa, eşler de birbirlerinin etrafında öylesine pervane olup, dönecektir. Nasıl ‘Hvr’; şaşırmak, etrafında dolaşmak, gidip tekrar başa dönmek, başa sarmak gibi anlamlara geliyorsa, bu kökten türemiş olan Hûr/eşler de birbirlerine meftun olmuş, sarmaş-dolaş olmuş, birbirlerinin etrafından ayrılamayan, ayrılsa da hemen yanına dönen sevgililerdir. Yine Havari, hıvâr kelimeleri bu kökten türediğine göre, bu hûr/eşler; birbirinin sohbet arkadaşları, dostlarıdırlar. Bu eşlerin çok beyaz tenli olması Kuran’ın ilk muhatapları olan Mekke ve civarı kimselerin zevki esas alınarak yapılan cennet tasvirinden kaynaklanmaktadır. Çünkü Kuran Ümmü’l-Kurâ/Mekke ve civarındaki insanlara nazil olmuş, onların bilgi ve kültürünü esas almıştır. Onların beyaz kadını / erkeği gözlerinde büyüttükleri anlaşılmaktadır. Oysa kimisi esmeri sever, kimisi sarışını, kimisi de bir başkasını. Bu nedenle herkesin eşinin rengi, kendi isteğine göre verilecektir.

Özetle; Kuran’daki ‘Hûru’l-ıyn’i; gözlerini sevgililerine hasretmiş, iyi huylu, güzel bakışlı eşler ya da ‘ezvâcûn mutahheratün’ deki ifadesi ile tertemiz eşler olarak anlamalıyız. Dinimizde, mükâfatlandırma hususunda erkek, kadın ayırımı yoktur. Rabbimiz taraf tutmaz. Kimseye iltimas geçmez. Hele hele, ahirette, kadınları erkeklerin zevk ve eğlence objesi olarak yaratmamıştır. Kuran’da vadedilen nimetler cennete giren herkesedir.



[1]Ragıb el-İsfehânî, Müfredât, Hur md.

[2]Mu’cem’ül-Vasît, 205, 6

[3]Mustafa İslamoğlu, Meal, s.1074

[4]Bekir Topaloğlu, Huri md. DİA C.18, s.387-90

[5]Subhi Salih, Ölümden Sonra Diriliş, s.83-9

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir