Towards a Comparative Approach to Demonology in Antiquity: The Case of Ancient Egypt and Mesopotamia

Eski Mısır ve Mezopotamya Örneğinde

Antik Demonoloji’ye Karşılaştırmalı Bir Yaklaşım

Bu makale antik Mısır ve Mezopotamya’ya odaklanarak demonolojiye genel bir giriş mahiyetindedir. Bu Makale 2012 yılında uluslararası “Kötü ruhlar, Devler ve İyiliksever Koruyucular” başlıklı konferansta sunulmuştur. Biz bilimsel bir araştırmada Demonolojiye niyetlendiğimizde Hristiyanlık öncesi dinlerdeki cinlerden konuşabilir miyiz? Doğaüstü yaratıkları diğer tanrılardan ayıran genel nitelikleri ve tanımları tanımak için dini inançları karşılaştırmak mantıklı mıdır? Bizim Antik dünyada genel bir fenomen olan “Demonolojiyi tanımlamak için yeterli karşılaştırmalı kanıtlarımız var mıdır? Antik Akdeniz dünyasının dini kültürleri arasında, Mısır ve Mezopotamya bizlere yukarıdaki sorulara cevap vermemizi sağlayan ve antik dönemde cinler inancının altında yatan dini ve sosyal içerikleri keşfetmemizi sağlayan bol miktarda yazılı ve ikonografik bilgiler temin etmektedir. 23 Nisan 2012, New York Üniversitesi, Antik Dünya Araştırma Enstitüsü, “Kötü ruhlar, Devler ve İyiliksever Koruyucular; Antik Mısır ve Mezopotamya Demonolojisi, Uluslararası Konferansı” bu yönde bir girişim tasarlamış ve aşağıdaki pek çok belgeleri sunmuştur. Bu tanıtıcı makale konferans süresince tartışılan ana konular hakkında genel bir bakış sağlayacaktır.

Tanım Sorunu;

Cinlerin varlığını tanrılardan ayrı bir ontolojik kategori olarak belirlemek için Yunan ciniyle eşdeğer bir mukayese kaçınılmazdır. Doğrusu Antik döneme ait pek çok çalışmayı ve makaleyi buna dahil etmelidir. Daimon ve demon arasindaki ana fark şudur: Yunanca’da daimon kök olarak ölümlülerin ruhundan tanrılara ulaşan doğaüstü tanrısal varlığın bir türü olarak tanımlanabilir. Ama aynı zamanda tanrı ile insan arasında aracılık eden ruhları ve bedensiz varlıkları da ifade eder. Modern İngilizcedeki karşılığı ise genellikle negatif bir anlamı ihtiva eder. Bu Hristiyan ve Yahudi literatüründe meleklerin karşıtı insan-üstü niteliklere sahip şeytanın köleleri/kulları anlamını ifade ettiği durumlarda Yunan daimon/cin teriminin kullanımında ortaya çıkar.

Mukayeseli bir çalışmaya giriştiğimizde, terminoloji konusu ve dini bir kavramı tanımlamak için homojen (türdeş, aynı yapılı) bir terimi araştırmak meselenin tam merkezidir. Birisi genel olarak “din, sihir, ritüel gibi cinler, devler” gibi kelimeler hakkında konuşabilir. Yunanca, Latince, İbranice’ ye özgü kelimelerin diğer referans yapılarına çevrilmesi mümkündür. Bununla birlikte –antik Mısır ve Mezopotamya’daki dev ve cinlerin tanımında teorik tanımlarla baş edilmeye çalışıldığında- yerli/özgün kavramın, kendine has özgün yapısını yanlış anlama riski de vardır.  Antik Mısır cinleri çalışmalarının çoğunda Yunanca “Daemon” ve İngilizce “demon” kelimesinin mukabili olabilecek bir kelimeyi bulmak için antik Mısır dilinin tartışmaya açık olduğu vurgulanır. Gerçekten Mısır dilinde bu varlıklara işaret eden tek bir kelime yoktur. Aksine bu demonik /cin çetesinin “kurye/ulaklar, gezginler, kasaplar, katiller” gibi pek çok lakap ve müşterek ismi vardır.  Demonik müphemiyet yazıda daha da artar.  Bazı cinlerin lakapları Tanrıların isimlerini yazmak için kullanılan aynı belirleyici sözcükleri kullanır. (hiyolografik işaret bir semantik/anlamsal kategoriyi belirtir.) Sadece şerir cinleri belirtmek için ölü düşmanı temsil eden bir ilave belirteç kullanılırdı. Daha çok düşman /zararlı varlıkların adı kırmızı mürekkeple yazılırdı.

Benzer biçimde Sümer ve Akad metinlerinde maškim/rabisu, galla/gallû, udug/utukku gibi birden fazla terim  “demon” olarak çevrilmiş olmalıdır.  Bu nedenle “demon” terimi sadece bilimsel bir kongre için kolay kullanım olduğu akılda tutulmalıdır. Ve yine her birinin lakabının ya da varlık kategorisinin özgünlüğünü kavramak için mahalli terimlerin ortaya çıktığı yerde dikkatli bir analize ihtiyacımız vardır. Böyle bir analiz demon gibi yabancı bir terimin oldukça farklı, mahalli temelli terimleri kapsaması için haklı bir gerekçe sağlar. Ve bu gerekçe; yöresel isimlerin farklılığı arasında karşılıklı kültürel etkileşmeyi de yakalayabilir.

Genellikle, biz Sümer ve Akadça da cinleri belirtmek için kullanılan terimlerde -özellikle cinlerin hastalık getirenler ve kötü varlıklar olduğu dikkate alınırsa- bireyselleştirmeyi daha kolay fark edebiliriz. Diğer yandan Antik Mısır yazıtlarında, tanrıların ve cinlerin isimleri ve lakapları -mesaj taşıyan ve tanrıların cezalandırıcısı olarak görev yapan cin çetesinin birkaç müşterek isim dışında- büyük ölçüde değiş-tokuş edilebilir olduğu görülmektedir.

Çok ilginçtir; pek çok cin lakabı Mezopotamya da kullanılır. Mesela;  Sümerce mashkim, Akadça rabisu’nun yeryüzündeki resmi isimlerini hatırlatır. Mısır cinlerinin isimleri ise insan dünyasında karşılığı yoktur. Onların isimleri insanlarla ilgili oynadıkları rollere ilişkindir. Caniler ya da fiziksel özellik veya simgeler, cehennem cinleri (zebaniler) gibi. Sad of voice” (sesin hüznü) ya da “Face downward (asık surat) gibi. Bu fark bize [ayırt edici kültürel geleneklerin kavramsallaştırılarak] insanoğlu ile doğaüstü arasındaki bağlar ile ilgili bir şeyler söyler.

Cinler ve Devler: Hibrid /Karma İkonografi ve Etik Sorunu;

İkonografi Demenolojiye oranla daha merkezi bir rol oynar ve yazılı kaynakları tamamlar. Yakın Doğu ve Mısır’ın kültürel ve dini tarihinde görsel kaynaklar yazılı metinlerden çok daha dolaysız ve bilgilendiricidir. Özellikle de tanımlayıcı olmayan, hatta kinayeli/alegorik olan dini ve sihirli metinlerle uğraştığımızda!

Cinler ikonografisi hakkında mukayeseli bir çalışma yapan birisi; demonik temsillere karşı Tanrı, theriomorphism (hayvana dönüşen insanlar) ve hybridism’e karşı antropomorfizm olarak meseleleri anlayabilir. İkonografinin cinlerin lakaplarına ve isimlerine nasıl yansıdığını keşfedebilir.

Cinlerin ikonografik olarak temsili cinlerin çağrıştırdığı moral/ahlak sorunu ile yakından bağlantılıdır. İngilizce’ deki demon terimi üstü kapalı olumsuz bir nüansa sahiptir. Ki bu terim Hristiyan dini tarafından ödünç alınmıştır. Bu terimin geleneksel dinler ve onların tanrıları tarafından “kötü cinler, şeytanın takipçileri ve ayartmanın sembolü” vs. şeklinde karakterize edilmesi, bizim antik Mısır ve Mezopotamya cinlerini yanlış anlamamıza neden olmamalıdır.

Bir benzer durum özellikle kısmen de insan ve kısmen de hayvan ya da hayvan kombinasyonları olan hibrit varlıkları ifade ede n, “monster/dev” teriminin bilimsel kullanımında ortaya çıkar.  Gerçekten “monstrous” kavramı Hristiyan öncesi toplumlara ait değildir. O antik dillerin hiç birinde bulunmaz. Batı dünyasında o daha ziyade ahlaki çağrışıma sahip bir kategoridir. Dev gibi korkunç yapılar bilinmeyen ve korkulan şeytanın tezahürleri olarak sık sık görülürler.

Antik Mısırda, devler olarak algıladığımız şeyler gerçekten bir kültüre özgü ürünler ve hiyeroglafik resimleme sisteminin ürettiği bir temsilin kompozit sitilidir. Canavarlar/Devler gibi görünen ve özellikle cehennemde yaşayan doğaüstü varlıklar kategorisinde bulunan çok değişik biçimlere girebilen yaratıklar aslında çok güçlü varlıkların tezahürleridir. Onların görünüşleri birbirlerine benzeyebilir, hatta onlar hibrit tanrıların tıpatıp benzerleridir. Tanrıların ve Cinlerin böyle birleşik ve çok biçimli şekilde, bir hibrit/karma beden ile temsili sihirli papirüs ve tılsımlı objeler üzerinde zararları defeden pantheos diye isimlendirilen imajların ortaya çıktığı daha geç Mısır ve Greko-Roma döneminde daha belirgindir.

Mezopotamya da ise; bunun aksine hibrit ve hayvan görünüm daha ziyade olup, kesinlikle insanbiçimci ve uygarlaşmış tanrılardan farklı demonik ve kesin bir devler bolluğu vardır. Alman bilginler fiziksel yapıları hibrit ve doğaları karma olan varlıklar için hibrit yaratıklar diye faydalı bir terim uydurdular. Ki bu Antik Mısır ve Mezopotamya devleri için en uygun/elverişli kategoridir. Aynı hibrit yaratıklar terimine yakın bir diğer terim “beings in between, (aradaki varlıklar) intermediaries (aracılar)” dır. Bunlar cinler ve devler gibi doğa üstü varlıkların fiziksel yapıları yerine daha ruhsal statüleri ifade eder. “Hibrit ve Aracı varlıklar” bununla birlikte her zaman bu tanıma uymazlar. Biz bir kategori hakkında konuşabilmek için her birinin spesifik bağlamına bakmak ve devleri sadece fiziksel görünümlerine göre tanımlama riskinden kaçınmak zorundayız.

Ortaçağın ve modern dünyanın devleri olarak isimlendirilen, (devler, cüceler, vahşi adamlar gibi) insan kişiliğinin barındırdığı iğrençlikleri belirten Hristiyanlık öncesi kanıt ile karşılaştırıldığında devlerin sadece ikonografik analizlerindeki sınırlar gösterilir. Karşılaştırmalı bir söylem içinde J.Z. Smith’in nitelediği gibi devler sınıfını/ zümresini “locative /yer tayin edici” olarak değerlendirmek için daha münasiptir. Devler ve (pek çok cin) genellikle çöllerde, okyanuslarda, cehennem çevresi gibi düzenin intizamın olmadığı yerlerde yaşarlar. Eğer biz devleri cinlerden ayıracaksak sadece onların dış görünüşlerine bakmamalıyız. Bu nedenle biz devlerin özel mekanlara ait olduğunu söyleyebiliriz. J.Z. Smith’in de yazdığı gibi cinler yerine “kaçış yurdu /firar yeri” diyebiliriz. (Onlar kaotik, ırak/ıssız ve asi olanı temsil ederler.) Onlar tam olarak Mısır cinler takımından birinin nitelendirildiği gibi “wanderers / avare gezginler” dir.

Yine karşılaştırmalı olarak devlerin tanrılarla ve insanlarla olan karşılıklı ilişkilerine bakmak ilginç olacaktır. Genellikle Hristiyanlık öncesi dinlerde ilginç bir anoloji/benzerlik vardır. Şöyle ki; genellikle devler mamur dünyanın baş düşmanı (Mısır’da Aposis gibi) bir figürle bağlantılıdır. Ya da bu devler mitlerin yaratılmasında (Tıpkı Mezopotamya’da Enūma Eliš miti gibi Tiamat’ın (Babil tanrılarından birinin annesi/dişi ejderha) ilkel devler ordusu gibi) tanrıların yardımcısı rolündedirler. Ne yapacakları kestirilemeyen cinlerin bir iradeleri varken, bu devler herhangi bir kişiliğe sahip değillerdir.

 

Antik Mısır ve Mezopotamya’da Cinlerin Rolü ve Durumu;

Bir Karşılaştırmalı Bakış

 

Terminoloji sorunlarına rağmen antik çağdaki demonoloji çalışmasının sınırlarını belirlemek lüzumludur.  “Demon, daimon, ruh, dev ya da alt ilah” gibi kelimelere vurgu sorundaki doğaüstü varlıkların çok yönlü/yüzlü yapısını anlamayı kolaylaştırmaz. Değinildiği üzere onların görünümüne bakarak ve onların tanrılarla ve değişik ideolojilerde insanoğluyla olan münasebetlerini karşılaştırarak, cinlerin daha net ontolojik tanımlarını yapabiliriz. Özellikle antik Mısır ve Mezopotamya’nın demonolojileri arasında bir karşılaştırma bu iki medeniyetin tarihsel ve kültürel bağlantısından dolayı verimli olabilir. Böyle bir karşılaştırma sadece benzerlik ve farklılıkları ortaya çıkarmakla kalmaz, aynı zamanda kişisel dindarlığın yanı sıra resmi dinde demonik düşünceler arasındaki karşılıklı ilişkileri ve etkileri de gösterir.

Hem Mısır hem de Mezopotamya’da cinler insanoğluna karşı iyiliksever veya kötücül fonksiyonları olabilen doğaüstü güçler olarak iş görür.

Keza, insanoğluna karşı eylemlerinde ortaya çıkan bazı hastalıkları karakterize eden cin gurupları birbirlerine çok benzerler. Örneğin bu cinler insan vücuduna sahip olabilir veya tatsız olaylara neden olabilir. Bununla birlikte yazılı metinlerde ve ritüellerde tanımlanmış bu cinlerin yapıları incelendiğinde belirtilmesi gereken önemli farklar vardır. Mezopotamya cinleri insanlara karşı daha şerli görünmektedir. Eski Mısırlılar ise sık sık cinlerle pazarlık etme ve onları sakinleştirme teşebbüsünde bulunurlarken, Mezopotamya cinleri özellikle şeytani büyüler ve ritüeller içinde ele alınırlar. Mısır’da Firavunlar ve daha sonraki Greko-Roma döneminde cinlerin tanrılaştırıldığını söylemek mümkündür.

Ne Mısır’da, ne de Mezopotamya’da cinler kült kabul edilmez. Ya da tanrılar gibi miteolojik yaratılış hikayelerinde ortaya çıkmazlar. Onlar genellikle merkezden çok çevreye aittirler. Bu kanıt bizi daha zor, ikinci bir soruna getirir; Öyleyse biz cinleri tanrılardan nasıl ayırt edebiliriz? Cinler ile ilahi olan arasında sınırlar var mıdır? Ben Tanrılar ve cinler arasında yalnızca yapısal ve tipolojik /sınıfsal temelli keskin bir ayırım olduğunu düşünmüyorum. Onlar insanoğlu ile iç içe yaşarlar. Göründükleri ya da eylem yaptıkları yerler, ritüellerin türü ve onları sakinleştirmek ya da uzaklaştırmak için kullanılan muskalar ya da onlardan iyilik/lütuf istemek vs. gibi şeyler onları en iyi şekilde karakterize edebilir ve onları resmi tapınak tanrılardan ayırabilir.

Diğer bir anlatımla biz önce bir fonksiyonel tipolojiye (sınıflandırma bilimine) muhtacız. Tek bir cin veya cinler gurubu, ya da; tek bir metin veya farklı metinlerde, ya da; tek bir bölgede veya bir zaman diliminde üretilen materyalleri ayrıntılı biçimde incelemeliyiz.

ISAW’ın organize ettiği konferansta sunulan makaleler çoklu yaklaşım ve metodoloji çeşitliliğinin mükemmel çalışma örnekleridir.

Geçerli analiz şeması oluşturmak ve mukayeseyi kolaylaştırmak için, ben demonik varlıkları onların ortaya çıktıkları özel bağlama göre sabit ve gezgin cinler olarak iki işlevsel alt kategoriye ayırmayı öneriyorum. Onların birinci fonksiyonu bekçilik ve koruma olduğu halde temel karakteristik yapıları onların yaşadıkları yere göre sabit /durağan, meskun ve takılı/bitişik olmasıdır.

“Sabit cinler” şemsiyesi altında biz çoğu kere tasvir edilen ya da (çoğu kere hayvan başlı ve insan vücutlu,  nadiren de zıddı) hibrit bir vücuda sahip olan, kapı girişinde ve yeryüzündeki kutsal yerlerde ve cehennemde koruyucu bir role sahip olan tüm bu doğaüstü varlıkları dahil edeceğiz. Onlar pek çok antik ve modern dinde mevcut olan cin veya perilerle (genii or genies) çakışırlar ve kaynaşırlar. Gezici cinler ise bunun tam aksi; dünya ile gök, bu dünya ile öbür dünya arasında gidip-gelmeleriyle karakterize edilirler. Onların temel görevi/işi hastalıklara sebebiyet vermek, ya da insanları cezalandırmaktır. Onlar çoğu kere bedensiz ruhlara dahil olur ve genellikle bunlar kötü niyetli hastalık cinleri gibi doğaüstü varlıklardır. (Ki bugüne kadar Mezopotamya’da en çok popüler ve korkulan cinler bunlardır.) Yine bunlar yeryüzündeki tanrılar tarafından gönderilen ya da kontrol edilen ilahi cezalandırıcılar olarak hareket eden cin topluluklarıdır.

Keza bizim tartışmamıza dahil edilmiş olanlar fantastik hayvanlar ve pek çok ikonografik ve fonksiyonel yönleriyle cinlerle ortak olan miteolojik devlerdir. Akad’lı mušhuššu dahil Antik Mısır ve Mezopotamya’daki meşhur örnekler; Babil yaratılış destanında Tiamat’sın devi “ejderha yılan” ve Mısır’da “dev kobra” Aposis gibi.

Bunun ötesinde doğaüstü varlık kategoriler de vardır. Ölülerin ruhları gibi, daha çok hayaletimsi yaratıklar, gezen ölüler, zombiler, hayaletler, ecdat ruhları. Ki bunlar ölülerin tezahürleri/tecellileri ve ölümden önce kendilerine ait bir varlıkları olmayanlar tam olarak cinler olarak değerlendirilemez. Bununla birlikte gezgin cinler gibi hayaletler aynı fonksiyonlara sahiptir. Şöyle ki; onlar hastalığa ya da eziyete sebep olabilir. Ya da onlar pek çok büyülü sihirlerle savuşturulduklarından, onlar da cinler ve kötü varlıklar/cevherler ile birlikte listelenir.

 

Son olarak tüm demonik varlıkların kolayca bu iki kategoriden birine yerleştirilebiliriz. Genellikle antik Mısır’da fildişi asalar gibi sihirli /büyülü objeler/nazarlık ve muskalar, ya da Mezopotamya plaklar, tabelalar üzerinde anonim yaratıklar olarak betimlenmiştir. Hiç biri net olarak mekanla (sakin/sabit) ya da etrafta dolaşan (gezgin) şeklinde ilişkilendirilmemiştir. Daha ötesi “Bes” (evleri koruyan tanrı) gibi Apotropaic tanrılar [1] ile tasvir edilmişlerdir. Ki onlar karma ikonografileri cinlerden ayırt edilirler. Şerli varlıkların şeytani tesiri aynı zamanda hamiler/muhafızlar (Yukarda sabit cinler olarak değinildi) olan ve cezalandırıcılar (gezgin cinler) gibi benzer tehlikeli ve kötü yaratıklar vasıtasıyla geri çevrilmiş olmalıdır. Cinler içinde bu kategorilerden birine veya ikisine uyan Mezopotamya Pazusu’dur. Onun yapısı kötü ve bu yüzden insanoğlu için tehlikelidir.  Fakat onun diğer kötü cinler üzerinde koruyucu etkisi olabilir. Diğer bir deyişle Pazusu’nun imajları/suretleri aynı zamanda koruyan ve korkulan bir nesneyi temsil eder.

Cinlerin tasvirinde Tarihi değişimler ve Gelişmeler;

Erken Hristiyanlık Demonojisinin Sonucu    

Yine Mısır ve Mezopotamya cinlerinin mukayesesi zaman içinde cin inancının insanlığın gelişimi ve değişiminde nasıl etkili olduğunu gözlemlemek için faydalıdır. Bu itibarla biz William Paden’in dediği gibi diyebiliriz; “karşılaştırmalı sınıfların mantık dışı/sezgisel doğası” mukayese noktaları statik ilk örnekler/ prototipler değildir. Fakat onların nitelikleri zamanla değişebilir ve bu yüzden onların incelenmesi dinamik olmalı ve onların tarihi boyutu Paden’in işaret ettiği gibi “ayinler zamanla değişir ve farklı durumların ihtiyaçlarını karşılamak için yeniden kullanılır” gerçeği dikkate alınmalıdır. Bunun doğru olduğu özellikle Mısır cinleri gözlemlendiğinde ortaya çıkar; pek çok yazılı ve ikonografik kaynak, özellikle ölümün arkasından yapılan cenaze/ matem kültü ve tören net bir şekilde daha sonraları tanrılar olacak olan “cinlerin evrimi” gerçeğini gösterir. Yani; onlar birer kült olacak ve onları yatıştırmak için kendilerine ibadet edilmeye başlanacaktır. Ve onların potansiyel şerli tesirleri iyi /hayırlı birine dönüşecektir.

Yine antik Mezopotamya için alimler gerçek bir “cin safhası /aşamasından söz etmektedirler. Henüz yeteri kadar güçlü olmayan cinlerin cezalandırılmasının ağaç oyma sanatıyla gösterildiği Akad’lıların erken “iyimser dönemiyle”, Yeni Asur ve Babil sanatında bireysel cinlerin korkunç şekilde tasvir edildikleri dönemle karşılaştırıldığında bu aşama çok net olarak görülmektedir. Aynı zamanda bu cin tasvirindeki gelişimi de gösterir.

Cin inançlarında değişimi ve devrimi izleyebilmek için, her bir kültür aşaması aynı zamanda eş zamanlı kaynakların türüne/çeşidine /farkına göre analiz edilmelidir. Ki bu kaynaklar ikonografik ve yazılı materyaller, cinleri teskin etmek için kullanılan ritüellerin yöntemini ve mekaniğini/yapılış şeklini açıklayan diğer objeler, el sanatlarını içermelidir. Son olarak antik Mısır ve Mezopotamya cin inançlarının karşılaştırmalı bir analizi erken Hristiyanlık demonolojisi içinde Hristiyanlık öncesinde cin algısındaki gelişmeleri dikkate almak zorundadır.

 

Genellikle Hristiyan cinlerinin tümden kötü/şerli olduğuna inanılır ve bu yüzden iyi Tanrı ile kötü Şeytan arasında bir teolojik dikotomi /zıtlık vardır. Doğrusu Kıptî ve erken Hristiyan sihirli muskaları ve ibadet metinlerinin gösterdiği üzere; geç antik dönemin cin inançları sadece kötülüğün sembolleri olmayıp, aynı zamanda güçlü bir apotrapik (kötülüğü kovan/kişiyi koruyan) karaktere sahip, belirsiz/müphem varlıklardır. Sihirli muskalar onları uzak tutmak için kullanılmakta ya da onlardan hayır istemek için kullanılmaktaydı. Bu nedenle bir yandan yukarda değinildiği gibi antik Mısır ve Mezopotamya demonolojileri temel olarak meleklerin zıddı kötü cinler şeklindeki Hristiyanlığın ve Kutsal Kitab’ın betimlediği geleneksel düşüncenin tersidir. Diğer yandan Yahudi ve Hristiyan demonolojileri birbirleriyle kıyaslandığında aralarındaki fark daha barizdir. Kapsamlı bir mukayese özellikle katiplerin/fakihlerin rolüne ve fıkhî teşebbüslere ışık tutabilir. Mısır’daki “House of Life” gibi müesseler farklı (cehennem bekçileri, tanrı elçileri, hastalık yapan kimseler/etmenler gibi) demonik varlık kategorilerini açıklamada ve tanımlamada uzlaştırıcı rolünü oynadı. Böyle bir analiz Hristiyanlık öncesi sıhri ve cenaze metinlerinde bulunan ve sonra da bunların nasıl doğu Hristiyan dünyasının içine yerleştirilmiş olduğunu keşfetmemizi sağlayacaktır. Hristiyan ve Yahudi bilgin katip/fakihleri Firavunlar döneminin sembollerine ve mezarlarda, tapınak duvarlarında, papiruslarda ve diğer sihirli ve mezar objelerinde bulunan yazılı cin tasvirlerine, tanımlarına az ya da çok aşina idi. Bu nedenle bu erken dönem simgeleri kendi demonolojilerini etkilemiş olmalıdır.

 

Sonuç: Karşılaştırmalı Demonolojide Metodolojisi Çalışmaları

 

Yukarıda yapılan değerlendirmeler “karşılaştırmalı demonoloji” araştırmasında niçin antik Mısır ve Mezopotamya’nın seçilmiş olduğunu izah eder. Gerçekten kültürel perspektiften, Milattan önce dördüncü bin yılın ortalarında Uruk[2] döneminden ve Milattan önce ikinci bin yıla kadar, Mısırda Orta ve Yeni Krallık ve Mezopotamya Eski ve Orta Asur ve Babil Krallığı süresince Mısır ve Mezopotamya arasındaki kültürel etkileşmeler var olduğu farz edilmektedir. Daha sonra M.Ö 525 yılında Mısır ve 539 yılında da Mezopotamya olmak üzere her iki ülke de Persliler tarafından işgal edildi. Fakat mahalli din sosyal hayatın temeli olarak kaldı ve onların dini kurumları eskiden olduğu gibi dini imtiyazlarını muhafaza ettiler. Aynı zaman diliminde yeni kutsal kitaba uygun Mısır Ölüler Kitabı gibi, Mezopotamya’ca Utukkū Lemnūtu gibi daha eski sihirli ve dini metinler oluşturuldu. Her iki yazılı metinler koleksiyonu zaman geçtikçe gelişmeye devam eden daha önceki dini geleneklerin muhtasarıdır.

 

Biz sadece iki kültürel gelenek yani; antik Mısır ve Mezopotamya demonolojileri üzerinde mukayese yapacağız. Oldukça ilginç bilgiler veren Yahudi ve erken dönem Hristiyan demonolojilerindeki daha kompleks ve etkileyici gelişmeler bunlarla oluşturulmuştur.  David Frankfurter; Yahudi fıkhi geleneğinin ve özellikle Yahudi apokaliptik[3] metinlerin antik dönem Mısır metinleri ve cehennem cinlerinin ikonografisinin transferinde ve yayılmasında oynadığı role işaret ederken, erken dönem Amente[4] cinleri ile ikonografik benzerlik arzeden antik Mısır cehennemin bekçi cinleri Hristiyanlık karşılaştırmalı bir çalışma sunar.

Bu şecere türü karşılaştırma ile daha erken bir olgu daha sonrakini etkilemiş olduğu gösterilmeye çalışılır. Mevcut verilere göre fakihlerin ve onların fıkhî yorumlarının oynadığı rolü inkar etme imkanı yoktur. Bu yorumlar (Antik Mısır tapınaklarındaki “house of life” ta olduğu gibi)  cinler ile farklı bağlamlar/kaynaklar arasında vasıta olan/arabulucu figürlerdir. Bu figürler (Ölüler alemi/ Daily life of the living) ya da cenaze-matem törenleri, ritüel ve günlük büyü gibi Mısır’ın farklı kültürel bölgelerinden olduğu gibi, Yakın Doğu’dan da olabilen türlerdir. Antik Mısır’da ve Mezopotamya’daki demonoloji tartışması değerlendirildiğinde, cinleri müstakil ve sabit ontolojik bir kategori olarak tanımlamaya olan ihtiyaç daha önemsiz hale gelmektedir. Analiz; cinlerin görüldüğü yerler (cehennem, dünyada günlük hayat, mezarlar ve mabetler ve türbeler gibi diğer kutsal yerler) gibi ve cinleri teskin etmek veya kovmak için kullanılan ritüeller (cin/şeytan çıkarma metinleri, tıbbî metinler, papirüs üzerine yazılmış muskalar/sihirler, mezar duvarları, tılsımlı objeler ve sihirli heykeller. Vs. ) gibi spesifik durumlara odaklanarak daha iyi ilerleyebilir. Tüm bunlar vasıtasıyla cinlerin doğasını ve fonksiyonunu ve onları nasıl diğer mahalli dini geleneklerle ilişkilendirebileceğimizi anlayabiliriz.

Özetle; analiz için tanımlayıcı bir ilke olan sınıflandırma; cinlerin insanlarla karşılıklı dini ve sosyal fonksiyonlarını verdiğinden, mukayese yararlıdır. Eğer biz cinleri bir kategori/sınıf ya da en azından dini bir algı olarak düşünürsek, yegane uygun olanı konuya mukayeseli bir yaklaşımdır. Biz antik demonolojiye iki ana yönteme göre yaklaşmalıyız;

  • Spesifik bağlamlarda ve (cenaze, sihir ve ritüel) yazınsal türler ve onların türdeşi gruplar (cehennem sakinleri, hastalık cinleri ve bekçiler/zebaniler) içindeki tasvirlerinde cinlerin miteolojileştirilmesinde ve rolünde ahenk/uyum ve mantık aramak, yani; metinlere ve ikonografiye ve alim ve papaz temelli dine odaklanarak.
  • Cinlerle baş etmek için kullanılan koruyucu ritüeller, özellikle günlük sihir ve objeleri analiz etmek ve karşılaştırmak, özellikle ikonografik sembol ve cinlerin ve demonik niteliklerin tasvirleri soruş

 

Antik Mısır ve Mezopotamya gibi iki kültürel ve tarihsel bağlarla bağlı uygarlık arasında bu karşılıklı ve entegre metin, ikonografi ve cin inançlarıyla bağlantılı objeler çalışması, diğer uygarlıkları karşılaştırmalı bir analizle derinlemesine anlamak için sağlam bir temel temin edebilir. Yahudi ve Hristiyan dünyasına ilaveten, biz burada antik Mısır ve Mezopotamya tasvir modellerinin Yunan cinleri ve devleri ikonografisini etkilediği “Ortadoğu kültürünün Yunan kültürünü etkileme süreci” denen süre boyunca Yunan cin algısı ve imajına ve devlerine değineceğiz.

Bu bölümde bir araya getirilmiş çalışmalar ümit ederiz ki, “mukayeseli demonoloji”nin önüne açacak güvenilir bir örnek olabilecek güvenilir örnekler sunmuştur.  Ve bu güvenilir örnekler gelecek ve “Cinler Dünyası” gibi büyüleyici bir konuda daha geniş soruşturmalar için bir model olur. Ki bu konu oldukça ihmal edilmiş, karışmış ya da; antik ve modern dinlerin ana tanrıları çalışmalarının emrine verilmiştir.

 

 

 

 

 

 

[1] Apotropaic tanrılar antik insanların kötülük, kötü şans, talihsizlik, hastalık ve acıyı önlemek amacıyla yalvardıkları tanrılardır.

[2]  İncil’de Erek olarak geçen antik bir Sümer şehri.

[3] Kıyamete yakın kopacak felaketleri anlatan metinler

[4] zihinsel engelli/ahmak, aşık ??

  2Yorumlar

  1. Ahmet   •  

    Saadettin merdin bey siz 30sene hayat ını hapishanede geçiren(sebep halka iman öğretmesi, haşri ahireti anlatması) 19defa zehirlenen vefat ettiğinde 5 parçasından bişey kalmayan bir islam alimine Kuran cahili diyecek kadar nasıl haddini Aştığınızo merak ediyorum. Abdullah Cevdeti bilirsin aslında o aduvvullahtır. Kendisi said nursi hakkında o haşri sokaklarda gezdiriyor demişti. Hocam senden istediğim yarım yamalak okuma şu risaleleri. Pavlus kitabına gösterdiğin önemi biraz da risaleyw göster. Bu arada senden daha fazla kuran okumaya çalışıyorum.

    • saadettinmerdin   •     Yazar

      müstakil bir çalışmada gerçekten şeyhinizin ne kadar Kur’an’dan habersiz olduğunu göstereceğim…
      Kur’an okuduğunuza sevindim. Lakin bu nasıl okumaktır ki, Said’in hatalarını görmenize yetmemiş…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir