ABDESTSİZ MUSHAF’A DOKUNULUR MU?

Bu çalışmamızda üç bölüm var. Önce Kitaba başvuracağız. Sonra Sünnete, son bölümde de Mustafa İslamoğlu’nun bir makalesini aldık.

Soru: Vakıa Suresi’nin 79. ayetinde bahsedilen dokunma nasıl bir dokunmadır? Kuran’a abdestsiz dokunamazsınız diyenler bu ayeti delil gösteriyorlar. Ezbere ayet okuyabilirmişiz de, onun yazılı olduğu kâğıda dokunamazmışız. Bu nasıl bir anlayış? Kâğıdı mı kutsuyoruz?, Ayeti mi? Kuran ayetlerinin bulunduğu kağıda dokunmak haram(!), Kuran ayetlerini düşünmek, üzerlerinde kafa yormak serbest. Oysa; Ayetleri düşünmek, kağıdı ellemekten daha büyük suç olduğundan, abdestsiz düşünülmemeli.(!)

Kuran, bugün milyonlarca CD’de, DVD’de, bilgisayar diskinde ve belleklerde taşınmaktadır. Şimdi insanlar içinde Kuran var diye bu CD ve DVD’lere, flash belleklere abdestsiz dokunamayacaklar mı? Üzerinde Kuran ayetleri yazılı diye bilgisayar ekranlarına ve yazı tahtalarına abdestli mi dokunacaklar? Bu, dini traji-komik bir hale dönüştürmedir. Kuran okuyan insanın hafızasında Kuran var diye bu kişiye abdestli mi dokunulacaktır?

Vakıa Suresi’nin 79. ayeti söylendiği gibi Kuran’a dokunmakla veya abdestli olmakla ilgili değildir. Ayetin ifâde ettiği anlam, vahyi Muhammed (s.a.v)’e kimlerin getirdiği ile ilgilidir. Bu konuda müşrikler Peygamberimizin cinlenmiş biri/mecnun olduğunu, getirdiği hikmetli sözlerin/vahyin de ona cinlerin getirdiğini söylüyorlardı. Ona şair diyorlardı. Onların şair telakkilerine göre de; Şairler cinlerden ilham alıyordu.

Bu nedenle Allah; “Bu Kuran kovulmuş şeytanın sözü olamaz. O halde siz nereye gidiyorsunuz?” (81/25-26) ayetiyle onların bu ithamlarını reddetti.

Cinlerin niçin bu kitaba erişemeyeceğini ise şu ayetler ifade etmektedir; “Doğrusu biz (cinler) göğü yokladık, fakat onu sert bekçilerle, alev hüzmeleriyle doldurulmuş bulduk. Hâlbuki biz (daha önce) onun bazı kısımlarında (haber) dinlemek için oturacak yerler (bulup) otururduk; fakat şimdi kim dinlemek isterse, kendisini bekleyen bir alev hüzmesi buluyor. Bilmiyoruz, yeryüzündekilere kötülük mü murat edildi, yoksa Rableri onlara bir hayır mı diledi?” (72/8-10) Bu ifadeler cinlere aittir ve bu kapı artık onlara kapatılmıştır.

Vakıa 79. ayetinin abdest veya dokunmayla hiçbir ilgisinin olmadığını birazcık Arapça gramer bilenin anlaması zor değildir. Ayette kastedilen mana şöyledir; “Günah kirine bulaşmayan, Allah’ın bu iş için tahsis ettiği tertemiz meleklerden başkası ona dokunmaya güç yetiremezler.”

Ayette geçen “Lâ harfi” olumsuzluk anlamına kullanılan “Nehy-i Hazır” değil, “Nefy-i Muzaridir. Yani; Bu, “dokunmasın” anlamında değil, “dokunamazlar” anlamındadır. Yani bu ayetten abdestsiz Kuran’a dokunma yasağını çıkaranlar doğruyu söylemiyorlar. Eğer baştaki “Lâ”; nehy-i hazır olsaydı, fiilin sonu “Yemesse” olması gerekirdi. Nefy-i muzari “Lâ”sı ise; fiili cezmetmez. Bu yüzden fiil; “Yemessü” dür. ‘Dokunmasın’, değil, ‘dokunamazlar, el süremezler’dir. Yani isteseler de o işi yapmaya güç yetiremezler. Bir kimseye yapamayacağı bir iş söylerken “yapma” denmez, ‘Yapamazsın’ denir; ‘Gökyüzüne dokunamazsın’ örneğinde olduğu gibi. Bu ifadeyi Kuran için kullandığımızda ‘Bu kitaba dokunamazsınız’ olur ki, o zaman bunca abdestli ve abdestsiz insan ona dokunduğuna göre bu ifade havada kalır. Bu ayet; ‘Kuran’a kimse abdestsiz dokunamaz’ şeklinde anlaşılıyorsa, burada büyük bir tehdit var demektir. Dokunan çarpılır gibi. Lakin ona kâfir, mümin, abdestli, abdestsiz herkes dokunmaktatır. Ve bu dokunanlara bir şey olmamaktadır. Öyleyse dokunulamayan kitab; Allah katındaki Kitab-ı Meknûn/ Levh-i Mahfuz/Vahyin kaynağıdır. Pis şeytanlar, cinler oraya, o vahyin kaynağına yaklaşamaz, el süremezler demektir.

Ayetteki “mutahharûn” kelimesi, su ile yıkanıp temizlenen insan anlamına değil, günâh kirine bulaşmayan yani günâh işlemeyen melekler anlamında kullanılmaktadır. Temizliği, özünden, kendiliğinden olanlar için bu kelime kullanılır. Burada bahsedilen temizlik maddi temizlik değil, manevi temizliktir. Aynen Tevbe 28.ayetinde bahsedilen “müşrikler pisliktir/necistir” de olduğu gibi. Buradaki necis ifadesi de maddi pislik anlamında değil akidede ki, düşüncede ki manevi pislik demektir. Maddi temizlik için, Kuran; ‘mütetahhirûn, muttahhirûn’ kelimelerini kullanmaktadır. “Yuhibbü’l-mütetahhirîn/Allah temizlenenleri sever” [Bakara/222] ayetinde olduğu gibi, burada temizlenmek fiilinin bu kalıbı kullanılmıştır. Bu temizlik ise; abdest veya gusul ile yapılan maddi temizliktir. Zaten ayet adetli kadınların temizliğinden bahsetmektedir.

Bu açıklamalardan sonra “La yemessühü ille’l mutahherûn” ayetinin açılmış anlamı şöyle olur; “Kuran’a günâh kirine bulaşmayan meleklerden başkası (yani sizin zannınıza göre cinler, şeytan) ona erişemez, Vahyin kaynağına birşeyler karıştıramaz” demektir. Bu ayetin ifade ettiği gerçek bu iken, hiç alakası olmayan “Kuran’a abdesti olmayan dokunmasın” şeklinde anlam vermek gerçekle bağdaşmamaktadır. Üstelik resmen ayetin siyak ve sibak ile alakası kesilerek, ayetin anlamına takla attırılmıştır.

Abdest namaz için gereken bir temizliktir, Kuran için değil. Nitekim Allah; abdesti ve guslü namaz için emreder;

Ey iman edenler! Namaz için kalktığınızda yüzlerinizi, dirseklere kadar da ellerinizi, başınızı mesh edip topuklara kadar ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz temizlenin. Hasta veya yolculukta iseniz yahut biriniz tuvaletten gelmiş veya kadınlara dokunmuşsanız (cinsel ilişkide bulunmuşsanız) ve bu halde de su bulamamışsanız, temiz toprakla teyemmüm edin de onunla yüzünüzü ve dirseklere kadar ellerinizi meshedin. Allah size güçlük çıkartmak istemez, ancak sizi tertemiz yapmak ve size nimetini tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz.” [Maide/6]

Allah Kuran okumak için de şu tavsiyede bulunmuştur; “Kuran okuyacağın zaman kovulmuş şeytandan Allah’a sığın.” [Nahl/98] Yani; “Euzu besmele” çek.

Bu nedenle namaz için abdest, Kuran okumak için ise “Euzü besmele” gerekmektedir. Abdestli, abdestsiz, ayakta oturarak ve yanları üzere yatarak her halükarda Kuran okunabilir.

Ayrıca Kuran sadece müslümanlar tarafından okunması istenen bir kitap değildir. Kuran, kendisini bütün insanların okumasını istemektedir. Mesela; Peygamberimizin o zamanki dünya liderlerine gönderdiği mektuplarda, Kuran’dan pasajlar vardı. Eğer kâfirin Kuran’a dokunması yasak olsaydı, peygamber onlara ayetler gönderir miydi? İnanmayan onu okuyup öğrenmez ise iman etmesi nasıl mümkün olacak? Allah’ın koymadığı bir takım şartları saygı adına koyarak insanları onu okumaktan, öğrenmekten uzaklaştırılmıştır. Öyle bir imaj oluşturulmuştur ki, bırakın Kuran okumayı, ona dokunmak için bile birçok ön merasim şart koşulmuştur.

Bu nedenle insanlar Kuran’ı ellerine alıp okumamış, evlerinde süslü kılıflar içinde yüksek bir yerde koruma altına alıp, onu hayattan uzak tutmuşlardır. Bugüne kadar okumama günahı işlemişler ama abdestsiz okuma, abdestsiz elleme günahı işlememişlerdir(!) Kuran’a saygısızlık; onu okumamak değil, ona karşı ayaklarını uzatmak, göbeğinin altında tutmak olarak anlaşılmıştır. En sonunda kağıdına olabildiğince saygılı, hükümlerine ise; alabildiğine lakayt kimseler yetişmiştir. Hatta Kuran’a abdestsiz dokunduğunda çarpılmaktan korkan, lakin onun emirlerini hergün çiğneyen, hatta onun ayetlerini bilip-bilmeden inkâr eden o kadar cahil insan var ki!

Hastalığımız bununla da sınırlı kalmamış. Gazali’nin tespitiyle “Müslümanlar Kuran’ı sadece okumak için öğrenirler. Dinlerini öğrenmek için okumazlar” Maalesef günümüzde en çok okunan kitap o olmasına karşın, en az anlaşılan kitap ta odur. Kuran’ı; Mushaf, Kıraatı; tilavet, tertili de tecvit yaptık. Kuran’ın diliyle onu mehcur bıraktık. Ona zamanı geçmiş muamelesi yaptık, onun hükümlerini, evrensel prensiplerini terk ettik. Onu sevap devşirmek ve ölülere okunan, sevabı onlara bağışlanan bir ölüler kitabı haline getirdik.

İşte İslam toplumun perişan halinin altında bu temel yanlış yatmaktadır. Allah kullarına hallerini düzeltmek için kitap gönderiyor. Onlar o kitabı öğrenmek için okuma zahmetine katlanmıyorlar. Kuran anlaşılmak için okunmalıdır diyenlere karşı da birileri, çamur atma kampanyası yürütüyor ve “Kuran herkes tarafından anlaşılamaz, el sürülüp kirletilemez, hayata tatbik edilemez” gibi hezeyanlar saçıyorlar. Bu tür sözler, ne Kuran’a saygılarından ne de İslam’a itaatlerinden kaynaklanıyor. Bu İslam’a mani olmanın bir başka yoludur. Hatta bugün öyle cemaatler var ki, Kuran’ın mealini okumayı yasaklıyorlar. Tıpkı ortaçağda kilise babalarının insanlara İncil okumalarını yasakladığı gibi. Zira, insanlara sundukları, Kuran’a dayanmayan din anlayışlarının kaybolmasından korkuyorlar.

Müslümanlar olarak bizler, Mevlamız/ dostumuz olan Allah’ın sözüne kulak verelim. Genç, ihtiyar, kadın, erkek, her yaşta Allah’ın dinini öğrenmek için Kuranı okumaya çalışalım, öğrenelim, öğrendiklerimizi yaşamaya çalışalım. En eskimiş, kullanılmış kitabımız, her an müracat ettiğimiz başucu kitabımız Kuran olsun.

Özetle; abdestsiz Kuran’ın okunamayacağını söyleyenlerin Kitap’tan delilleri yoktur. Öncelikle abdest alması gerekenler, Kuranı bu kadar çarpıtanlar, ayeti siyak ve sibakından, sebeb-i nüzûlünden koparan, bakışları yamuk bu zihniyetin sahipleridir. Ama bu abdest onları temizlemez. Önce Kafalarına abdest aldırmaları gerekmektedir.

Şimdi bu [Vakıa/79] ayetini ayrıntılı olarak ele alalım;

1-)Bu sûre, iniş sırasına göre 46. suredir.

2-)Abdest’i emreden ayetin bulunduğu Maide Suresi ise, iniş sırasına göre “110.” suredir. Arada tam 63 sure vardır.

3-)Ve bu 63 sure boyunca Rasulullah acaba ortada henüz abdest kavramı yokken Vakıa suresindeki bu ayeti nasıl açıklamıştır?

4-)Cümle inşa/emir değil, ihbaridir. Yani “dokunmayın” değil, “dokunamazlar” demektir.

5-) Ayetin bağlamı, abdestle değil, cinlerin, şeytanların, Kuran’ın kaynağına sokulamayacaklarını, Peygamberin şair olmadığını, ona cinlerin ilham getirmediğini bildirmektedir.

6-) Fiildeki “o” zamiri Kuran’a değil, Saklı Kitab’a, Levh-i Mahfuz’a gitmektedir. Çünkü; Arapça da zamir en yakın özneye, isme râcidir.

7-) Lâ yemessühü’deki “Lâ” Nefy-i muzaridir, Nehy-i hazır değil. Öyle olsaydı fiilin sonu meczum, “La yemesse” olması gerekirdi. Ama öyle değildir. Merfudur. Yani “Onlar dokunmasın” değil, “dokunamazlar” demektir.

8-) Vakıa suresi nazil olduğunda elde tutulması yasaklanan henüz bir kitap ta yoktu. Ayetler, tahtalara, derilere, ince tuğla parçalarına yazılıyordu.

9-) Ayetin bağlamı müminler değil, kâfirlerdir.

10-) Ayetteki temizlik; maddi temizlik değil, “Suhufen mutahheratün/ tertemiz sahifeler” [Beyyine/2] ayetindeki gibi manevi temizliktir.

11-) ”Mutahharûn” temizlikleri, yaratılışından kaynaklanan meleklerdir. İnsanlar ise “Mütetahhirun” dur. Allah bu ayette insanları kastetmiş olsaydı, “Mütetahhirun” kelimesini kullanırdı.

12-) Kuran’a göre; müşrikler, münafıklar pistir. Necistir. Müşriklerin üst-başları tertemiz olması onları temiz yapmaz, onlar itikatları bozuk ve murdar olması itibariyle pistirler. Müslümanlar ise; temizdir. Çünkü, İtikadları şirk ve nifak kirinden arınmıştır. Öyleyse, Müslümanlar temiz olmaları itibariyle dokunabilirler.

13-) Ayetteki “Mess” soyut dokunmadır. Sevincin, sıkıntının dokunması gibi. “Ve in yemses kellâhü bi-durrin/ Eğer Allah seni bir zarara uğratırsa” [Enam/17] ayetinde olduğu gibi. Kuran’da somut, elle dokunma ise; “Lems” dir. Yani ayet elle dokunmaktan bahsetmemektedir.

14-)Sure Mekkidir, dolayısıyla ahkâm ayeti değildir.

15-)Ayetin öznesi, insanlar değil, tertemiz meleklerdir.

16-) Kuran’da abdest sadece namaz için emredilmiştir.

17-)Ayeti bağlamıyla birlikte okursak, her şey apaçıktır. Bu ayetten abdestli olarak Kuran’a el sürme emrini çıkartabilmek, tekeden süt çıkartmak kadar zordur.

Yıldızların yörüngelerine yemin olsun. Şayet farkındaysanız bu çok büyük bir yemindir. Şüphesiz ki bu Kuran çok kerim/değerli bir kitaptır. (Bu kitap) Saklı, korunmuş bir Kitabın içindedir. Ona ancak tertemiz olan melekler dokunabilir. O âlemlerin Rabbinden indirilmedir. Şimdi siz böyle bir Söz’e/Haber’e leke mi süreceksiniz? (Bu vahyi de mi yalanlayacaksınız?) Allah’ın verdiği rızkı  (bu kitabı), yalanlayarak mı şükredeceksiniz”. [Vakıa/75-82]

Allah, pisliği/rics’i, akıllarını kullanmayanların üzerine yağdırır.” [Yunus,10]

 

          KURAN’IN ABDESTSİZ OKUNMASI

Abdesti olmayanların mushafa dokunmadan Kuran okuyabileceklerine dair âlimler arasında ittifak vardır. Zira abdestsiz kişinin Kuran okuyamayacağı hususunda Kuran ve sünnette bir yasaklama bulunmamaktadır. Konu, “Eşyada asıl olan ibahadır/ Aksine bir delil bulunmadıkça o şeyin mubah olması esastır”, kuralı çerçevesinde değerlendirilmiş ve böyle bir hükümde birleşilmiştir.

 

KURAN’IN (Hayız, Nifas ve Cünüplük Halinde) BOY ABDESTİ OLMADAN OKUNMASI

Boy abdesti bulunmayan kişilerin, yani hayızlı, loğusa ve cünübün Kuran okumasının haram olduğuna dair de Kurani bir yasak görülmemektedir. Rivayet edilen hadislerin sahihlik ve zayıflık yönünden hadis âlimleri tarafından net bir tespiti de yapılamadığı için bu kısımda ihtilaf mevcuttur.

Kuran’ın cünüp iken okunamayacağını iddia edenlerin delil olarak getirdikleri iki hadis şunlardır;

Ali b. Ebî Talib dediki; “Rasulullah helâya uğrayıp, ihtiyacını giderdikten sonra çıkar, bizimle beraber ekmek ve et yer, Kuran okurdu. Cünüplükten başka hiçbir şey, O’nu Kuran okumaktan alıkoymazdı.” [İbn-i Mace, Taharet, 105]

Diğer hadis te şudur; “Hayızlı kadın ve cünüp kimse Kuran’dan bir şey okumasın.” [Tirmizi, Sünen, 1/238] Bu hadis zayıf bulunmuştur. Zehebi “Mizan”, İbn Hacer de “Tezhib” adlı eserlerinde hadisin “batıl” olduğunu zikretmişlerdir.

Bazı müçtehitler bu iki hadisle amel etmiş, cünüp kimseye Kuran okumayı, ona dokunmayı caiz görmemişlerdir.

Bu iki hadise karşın, Kuran’ın abdestsiz okunacağına dair onlarca daha sağlam, sahih hadis vardır. Şimdi onları görelim;

Buhari, Sahih’inde; “Abdestsiz iken Kuran okumak ve başka işler yapmak babı” diye bir isimlendirdiği bir bölüm vardır. İbn-i Abbas’ın rivayetine göre, Peygamberimiz geceleyin uykusundan kalktığında, abdest almadan, Al-i İmran’ın son ayetlerini okumuştur. [Buhari, Kitab’ul-Vudu’, 36] Bu hadis Allah Rasulünün abdest almadan Kuran okuduğunu göstermektedir. Zaten ezbere Kuran’a el sürmeden Kuran okunacağında tüm mezhepler birleşmektedir.

İbn Abbas, cünüb kimsenin Kuran okumasında bir mahzur görmemiştir. [Buhari, Hayz,7]

Yine Sahabeden Said b.Müseyyeb’ten, cünübün Kuran okuyabileceği görüşü rivayet edilmiştir. [DİA, C. 26, s.410]

İbrahim en-Nehaî; “Hayızlı kadının âyet (Kuran) okumasında beis yoktur.” demiştir.

Hammad b. Ebi Süleyman’dan nakledilmiştir : “Said b. Cübeyr’e Kuran okuyan cünübün durumunu sordum. Bunda bir mahzur görmedi; “Kuran onun içinde (hafızasında saklı) değil midir? Okunmasında ne sakınca var?” dedi.

Ümmü Atiyye’nin şöyle dediği rivayet edilmiştir; “Biz hayızlı kadınlara bayram günleri namaz kılınan yere çıkmamız ve müminlerle birlikte tekbir almamız ve dua etmemiz emredilirdi”. [Buhari, Kitabu’l-Hayz, 23] Peygamberimiz, adetli olanları dâhil istisnasız bütün kadınların bayram namazlarına katılmalarını emir buyururdu. [Buharî, Îdeyn, 20-21]

Zikredilen bu rivayetler, abdesti olmayan, cünüp ve hayızlı olan bir kimsenin Kuran okumalarının caiz olduğuna delildir. Zira Peygamberimizin istisnasız her durumda Allah’ı zikrettiği haber verilmektedir. Müslim’deki bir hadiste; “Peygamber bütün hallerinde Allah’ı zikrederdi” şeklindedir. Nitekim Allah; müminlerin ayakta, oturarak, yan yattıkları her halde Allah’ı zikrettiklerini överek haber verir. [Al-i İmran/191]. Peygamberimizin cünüp iken gecelediği, yemek yediği, su içtiği sabittir.

Zikr; en başta Kurandır. Kuran en büyük zikirdir. Zira onun bir ismi de zikir’dir. “Muhakkak ki Zikri/Kuran’ı biz indirdik ve onu muhafaza edecek olan da biziz“ [Hicr/ 9] Allah bu ayet’inde ifade buyurduğu gibi, indirmiş olduğu Kuran’ı, “zikir” olarak isimlendirmiştir. Dolayısıyla, insan her halinde bu Kuran’la /zikirle meşgul olabilir.

Yine, Allah’ı zikretmekten daha büyük ne olabilir? Ve bunu ne hak ile engelleyebilirsiniz? Zikir/Kuran serbest, onun tilaveti yasak? Olacak şey midir? Allah’ı zikretmek serbest, O’nun ayetlerini zikretmek, anmak, okumak, düşünmek yasak(!) Ne büyük garabet!

Hayızlı kadını Yahudiler dışlarlardı. Peygamberimiz bunu kaldırdı ve cinsi münasebet dışında kadına herhangi bir kısıtlama getirmedi. Bu yüzden Yahudiler Peygamberimize “Bu Adama ne oluyor! Bize her konuda muhalefet ediyor” diye çıkışıyorlardı. [Müslim, Hayız, 16] (Bu hadis, Buhari hariç, diğerlerinde mevcuttur)

Peygamberimiz mescitte bulunduğu sırada Aişe annemizden bir şey istediğinde, Aişe Annemiz ‘Adetliyim’ diye cevap verdi. Bunun üzerine Peygamberimiz; “Senin adet görmen elinde değil ki” (İçeri getir) buyurdular. [Müslim, Hayız, 11] Tüm bunlar adet gören kadının mescide girdiğini göstermektedir. Adetli kadınları hastalıklı kabul edip, onları hayattan dışlamak Yahudi zihniyetinin hortlamasıdır. Kraldan fazla kralcılıktır. Adetli kadını, necis kabul edip onu vebalı bir hasta gibi tecrit etmek, fıtrat dini İslam’ın değil, İsrailiyatın ve Yahudileşme temayülünün yansımalarıdır.

Durum böyle iken dinimizi öğrenmek için şart olan ilme, yani Kuran’ı öğrenmeye, onu ezberlemeye, ya da onu başkalarına öğretmeye engel nedir? Hayızlı bir kadın her ayın bir haftası, belki de daha da uzun bir süre Allah’ın kitabını okumayacak mıdır? Eğer meseleler sonuçları itibariyle değerlendirilirse, bu şekilde sağlıklı bir delili olmayan fetvalar ile 50 – 60 yaşındaki bir kadına 10 – 15 sene Kuran okuma yasağı koymuş olmuyor muyuz? Bu da Allah korusun helâlı haram yapma gibi ciddi bir problem değil midir?

Unutmayalım ki böyle bir yasağın yanlışlığını ortaya koyan delillerden bir tanesi de; Allah Rasulü’nün, Hacc’da iken adet gören Aişe annemize; “Bu halinle Tavaf hariç hacıların yaptığı her şeyi yapabilirsin” buyruğudur. [Buhari, Kitabu’l-Hayz, 1]  Aişe Annemiz, hayız olduğunda Kâbe’yi tavaf hariç, bütün hac fiillerini yapmıştı. Sadece namaz kılmıyordu. Çünkü Resulullah; “Tavaf namaz sayılır” buyurmuşlardır. Dolayısıyla, hayızlı olan bir kadın namaz ve tavaf hariç Allah’ı razı etme adına her şeyi yapabilir.

Asrımız muhaddislerinden Nasuruddin El-Albani [Haccetü’n Nebi, s.68-9] adlı risalesinde Aişe validemizle alakalı biraz önce ki bahsi edilen hadisi zikrettikten sonra şöyle der; “Bu delil, hayızlının Kuran okumasının caiz olduğunu göstermektedir. Çünkü Allah Resulü burada, ”Bu halinle Kuran okuma“ diye bir şey zikretmemiştir. Yani sükût etmiştir. Dolayısiyle; “İhtiyaç anında beyanın tehiri (açıklamanın ertelenmesi) caiz değildir“ kaidesi gereğince, eğer hayızlı iken Kuran okumanın sakıncası olmuş olsaydı, bunu Allah Resulü hanımına mutlaka söylerdi. Üstelik, hayızlı kadının kirliliği cünübün kirliliğinden daha fazladır.

Kuran’ın abdestsiz okunabileceğinin delillerden bir diğeri de sahabe uygulamalarıdır.

Hz.Ömer, Kuran okuyan bir toplulukla beraber oturuyordu ve haceti için gitti, sonra gelip Kuran okumaya devam etti. Topluluktan birisi: Ey mü’mimlerin emiri ! Abdestsiz olduğun halde Kuran mı okuyorsun? dedi. Ömer’ de cevaben: Okunmayacağı hakkında sana kim fetva verdi, yoksa (Yalancı Peygamber) Müseylime mi? [İmam Malik, Muvatta, Kitab’ul-Kuran, 2]

Ebu Musa el-Eş’ari abdestsiz olduğu halde Kuran okurdu. İbni Ömer ve İbni Abbas’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir;  “Biz Kuran’dan cüzlerimizi abdest bozduktan sonra hiç suya değmeden okurduk”

Alkame bin Kays dediki; “Biz Selman-ı Farisi’nin yanına girdik bize, abdestsiz olduğu halde Kuran’dan ayetler okudu”.  Said bin Müseyyeb şöyle dedi; “Ebu Hureyre heladan çıkar abdest almadan bize hızlı bir şekilde sure okurdu”.

İbn-i Hazm şöyle der; “Kuran’ın kıratı, içindeki secdeler, mushafa dokunmak ve Allah’ı zikretmek, abdestli abdestsiz, hayızlı için de, cünüp içinde caizdir. Bu aynı zamanda, Rebi’a, Said b. Müseyyeb, İbn-i Cübeyr, İbn-i Abbas, Davud ve ashabımızın/Zahirilerin tümünün görüşüdür.”

İbn Hazm “Kuran’ı okumak, tilavet secdesi, Mushaf’a dokunmak ve Allah’ı anmak; bunların hepsi abdestli olana ve olamayana, cünübe ve hayızlı olana caizdir” diye başlık attıktan sonra genel delilini şöyle açıklıyor: “Bunlar hayırlı işlerdir, teşvik edilmiş, sevap vadedilmiş fiillerdir; bunların bazı hallerde yapılamayacağın söyleyenlerin delil getirmesi gerekir”. İbn Hazm karşı tarafın ileri sürdükleri delilleri ise ya sahih olmayan rivayetlerden ibaret oldukları veya hükme delalet etmedikleri gerekçesiyle reddetmekte, sahabe ve tâbiûn müctehidlerinden kendi ictihadını destekleyen örneklere de yer vermektedir.

Yine Malikiler, hayızlı ve nifaslı kadının Kuran’a dokunabileceğini ve okuyabileceğini söylerler. Hanbelilerin en büyük âlimlerinden İbn-i Teymiyye, hayızlı kadının Kuran okumasını caiz görür. Özetle; fakihler Kuran okurken abdestli olmayı müstehap seviyesinde görmüşlerdir. [DİA, C.26, s.410] Dört mezhep imamından hiçbiri Kuran’ın abdestsiz okunmayacağına dair böyle bir yasaktan haberi bile yoktur. Günümüzün en büyük fıkıhçılarından, Hayrettin Karaman şöyle konuyu özetler; Bize göre eğitim, öğretim, hatırlama gibi maksatlarla abdestsiz kimselerin Kurana dokunmaları caizdir. İbadet maksadıyla okumak isteyenlerin ise- durum müsait olduğunda- bunu abdestli olarak yapmaları tercih edilir. [Helaller ve Haramlar]

Yine yaşayan en büyük müfessir kabul edilen, Süleyman Ateş, abdestsiz dokunmayı caiz görenlerdendir.

Diyanet İşleri Başkanlığı, Dini sorular komisyonuna “Kız öğrencilerin adetli günlerinde Kuran okumanın hükmünü” şahsen sorduğumda verilen cevap şudur; “Maliki ve Hanbelî mezheplerini taklit ederek hayızlı ve nifaslı kadınlar Kuran okuyabilirler, başkalarına da öğretebilirler. Bir zorunluluk olması halinde de Kuran’a el sürmeleri caizdir

Bu kadar delillerin karşısında hala meseleyi sağa sola çekerek : “Efendim Kuran abdestsiz olarak okunabilir ama elimize alarak okuyamayız” diyenlere şunları sormak gerekir

1. Bu husustaki öne sürdüğünüz hadis sahih mi? Bu iki zayıf hadis bu kadar sahih hadisi ve rivayeti ortadan kaldırabilir mi?

2. Sahih diye öne sürdüğünüz hadisin metninde abdest diye bir ifade var mı?

3. Acaba bizim saygımız Kuran’a mı, yoksa kağıda mı? Çünkü el değmeden Kuran okuyorsunuz, ama kağıdı tutarak okuyamıyorsunuz? Buradaki yaman çelişkiyi nasıl izale edeceksiniz?

4. Abdest ayeti sizin iddianıza göre Kuran’da ise, insan bu emri öğrenmek için önce onu eline alması gerekmez mi?

5.Önce hadis kitaplarına bakmalıdır diyorsanız, bilindiği gibi hadis kitaplarında da yüzlerce ayet vardır.

6. Yok eğer “Kuran’ın tümünü ele almak için abdest gerekir“ diyorsanız, bu sefer şu tezat ortaya çıkmaz mı? Allah Rasulünün hayatta olduğu dönemde Kuran toplu olarak bir arada değildi. (Ebubekir devrinde kitap haline getirildi) Dolayısıyla, kendi zamanında tümünün bir arada olmadığı bir kitab için nasıl olurda “sakın abdestsiz dokunmayın“ diyebilir?

Hulasa, Rasulullah; “İnnemâ ümirtü bi’l-vudûi  iz kumtü ilâ’s-salati/ Namaza kalktığım zaman bana yalnızca abdest almam emredildi” buyurmuştur. [Müslim, Hayz, 118] Hadisin açık ifadesinden anlaşıldığı gibi, abdest sadece namaz için emredilmiştir. Ehlince malum olduğu üzere hasr siğası olan “innema” buna delalet eder. Yani, abdest sadece namaza hastır.

Özetle, konuyla alakalı söylenmesi gereken son söz; Hakkında kat’i bir delil olmadığı halde abdestsiz veya hayızlı ve cünübün Kuran okumasını yasaklamak, Allah’ın helal kıldığı bir şeyi haram kılmaya yeltenmek demektir. Allah korusun bu da tehlikeli bir şeydir. Bunun içindir ki, basiretli ve şuurlu Müslümanların bu gibi hususlarda çok uyanık olmaları ve sağlıklı bir delile dayanmadan “şunu yapmak haramdır, böyle demeniz yasaktır“ şeklinde ifadeler kullanmamaları gerekir. Rabbimiz bu hususlarda bizleri açık bir ifadeyle uyarmaktadır; “Dillerinizin yalan yere nitelendirmesinden ötürü “Şu helaldır, şu haramdır” demeyin. Sonra Allah’a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Allah’a karşı yalan uyduranlar ise iflah olmazlar”. [Nahl /116]

Yapılan, Kuran’ı içimizden okuyabiliyoruz, ya da açık Kuran’ın ayetlerini dokunmaksızın okuyabiliyoruz, lakin saptan-samandan olan o kitabın kağıdına dokunamıyoruz. Herhalde bu olsa, olsa kağıdı kutsamaktır. Ezbere okursak üstelik yanlış okuma ihtimali çok yüksek. Olsun, yanlış da okusan, sakın kağıdına dokunma! Herhalde bu ‘eteğiyle başını örtüp, şeyini açıkta bırakan ahmak karının yaptığı’ şeyin bir benzeri olsa gerektir. Zaten tüm mezhepler öyle ya da böyle abdestsiz ve cünüp olan kimseye, Kuran okuma, ona dokunma izni veriyorlar. Yok öğrenmek amacıyla, yok unutmamak için, ya da diğer yazılarla Kuran karışık olduğu için. Pratikte bu yasağın hiçbir uygulama şansı zaten yoktur. Yani yasaklayanlar hayattan, Kuran’dan kopuk bir zihniyetin tezahürüdür. Oysa bütün kâinat, Allah’ın ayetleri değil midir? Kuran’da O’nun ayetleri değil midir? Belki insan en büyüklerinden. Ayet, ayete dokunamıyor?

Yine bir müslüman maliki mezhebinin içtihadıyla amel etse ne gerekir? Hiçbir şey! İmam-ı Azam’ın pek çok fetvasını talebeleri kabul etmemiştir. Dinden mi çıktılar? Hayır! Ya da; bir müslüman zamanımızda yaşayan bir âliminin içtihadıyla amel etse, ne lazım gelir? Zaten abdestsiz Kuran okumayı yasaklayan ne bir ayet var, ne de bir hadis. (Var olan 2-3 hadis ise hem zayıf, hem de daha sahih olan onlarca diğer hadis’e göre şaz hükmünde)

Son söz Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı, Diyanet Vakfı’nın çıkardığı İlmihal’den olsun. “Kuran öğretimi ve öğrenimi ile meşgul olan kadınlar, hayızlı oldukları günlerde, Mushafı ellerine alıp, Kuran okuyabilir ve dinleyebilirler” [İman ve İbadetler, C.1, s.213]

Günümüzün en büyük fıkıhçılarından Hayreddin Karaman şöyle der; “İlgili kaynaklara bakıldığında görülür ki, “mescide girme, Kuran’a dokunma ve onu okuma, zaruret halinde tavâfı yapma” konularında ise ihtilaf edilmiş olup icma yoktur. Fıkıhta icmâ bağlayıcıdır, ama çoğunluğun görüşü bağlayıcı değildir. Meşhur dört mezhepte de bazan biri, diğerlerinin tamamına (bu mânada cumhura, çoğunluğa) muhalif olduğu halde mensupları –çoğunluğun ictihadını değil– tek kalmış olan mezhebin ictihadını uygulamaktadırlar.

Özel hallerinde kadınları kimse mescide girmeye, Kuran okumaya zorlamıyor; ama onlar caiz diyen ictihada uyar da bunları yaparlarsa yine kimsenin onları engellemeye veya kınamaya hakları olamaz.

Okullarda Kuran okuma derslerinde çocukların abdest almalarında güçlük bulunduğunda –veya bu sebeple bu dersi almak isteyenlerin azalacağı anlaşılırsa- “abdestsiz olarak Kuran okumak ve ona dokunmak caizdir” diyen ictihadı /fetvayı uygulamak uygun olur.

Peygamberimiz (s.a.) “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın; müjdeleyin (sevdirin, sevindirin) nefret ettirmeyin” buyuruyor. Değişmez din kurallarını değiştirmeden, bozmadan kolaylaştırmak mümkün olduğunda bu yola gitmek –hele de çağımızda, bu günün şartlarında– bazen kaçınılmaz olmaktadır.

Kuran’a abdestsiz dokunma meselesine gelince; cünüp olanın Mushaf’a dokunmasını bazı fıkıhçılar caiz görmüş, çoğunluk ise caiz olmadığı hükmüne varmışlardır. Bunların delili “Ona tertemiz olanlardan başkası dokunamaz” (Vâkıa: 56/79) âyetidir. Hayızlı kadınların Mushaf’a dokunmasını caiz görmeyenler bu ayete dayanmaktadırlar. 

İbn Hazm de Mushaf’a abdestsiz veya cünüp ve hayızlı olanın dokunmalarının caiz olduğunu savunurken Hz. Peygamber’in (s.a.) Herakliyüs’e gönderdiği mektupta âyetin de bulunduğu, mektubun bir gayr-i müslime verildiği ve onun âyete dokunmasında sakınca görülmediği vâkasına dayanmaktadır. Çoğunluğun dayandığı “Mushaf’a abdestsiz ve cünüp olanların dokunamayacağını ifade eden” rivayetin ise sahih olmadığını, sahih olanın ise mürsel olduğunu (Hz. Peygambere kadar raviler zincirinin kesintisiz olmadığını) ileri sürmektedir.”

 

Mustafa İSLAMOĞLU’nun Makalesi

Bilmez ki sorsun, sormaz ki bilsin! Abdestsiz Mushaf’a dokunulur mu sorusu basit bir soru değildir. Belki büyük bir sorundur. Hem de çok ciddi ve adı: “Dini anlama sorunudur” Bu sorun, kimi zaman ortaya birden fazla “din” çıkarıyor ve insanlar “hangi dine” inanacağını şaşırıyor. (Siz, yanılmaz atalarının(!) dinini pazarlayanların değil, kaynağı Kuran olan Allah’ın dinine inanın.) Kimi zaman, Allah’ın kitabında yazmayan, Peygamber’in sünnetinde yer almayan “farzlar, haramlar” çıkarıyorlar.

Düşünebiliyor musunuz; bu sonradan çıkma farzlardan Hz. Peygamber’in haberi yok! Bizim akıllılarımızın bildiği bir “farz” düşünün ki, sahabe bilmiyor? Bir “farz” düşünün ki, müctehid imamların bu -sözümona- “farzdan” haberi yok! Güldünüz değil mi? Hayır, kimse gülmesin; çünkü kendisi gülünç durumda olanların başkalarına gülme hakkı yoktur ve şu an kendini çok dindar sananların dinleriyle ilgisi hurafe düzeyinde, bilgisi ise efsane niteliğindedir. İnsanlar ibadetleri âdetleştirince, âdetleri de ibadetleştirdiler.

Okumak mı, öğrenmek mi, bilmek mi, bilenden sormak mı? Hak getire. “Bilmez ki sorsun, sormaz ki bilsin” diyenin hesabı.

“Kuran okurken abdest almak farzdır” öyle mi?!

Bir okuyucumuz, 18 Temmuz 2000 tarihli Zaman Gazetesi’ndeki bir köşe yazısından alıntı yaparak soruyor: “Kuran okurken abdest almak, gerçekten de bu yazarın dediği gibi farz mıdır?” Önce mezkûr yazıdan ilgili pasajı alalım:

“Hazret-i Kuran’ı eline alan herkesin abdestli olması farzdır. Abdestsiz Kuran ele alınamaz. Ancak dini kitaplar için böyle bir mecburiyet yoktur. Dini kitapların sadece içinde bulunan ayetlere elle dokunmak için abdestli olmak gerekir. Ayetten boş olan yerlere, yazılara abdestsiz dokunulabilir, okunabilir. Kuran’la dini kitap arasında böyle bir ince fark vardır. Kuran-ı Kerim’in ayetten boş olan kısımları da ayet hükmündedir. Bu yüzden dikişli kabına bile abdestsiz dokunulamaz. Abdestsiz kimseler bir mendil veya temiz bezle tutup bir yerlere koyarlar. Abdestsiz ele alamazlar.”

Allah Allah! “İnce fark”ı da öğrenmiş olduk. Hele “dikişli kabına bile dokunulamaz” cümlesi karşısında bitmemek mümkün mü?

Ben bu zamana kadar ne Kuran’dan, ne Rasulullah’tan, ne sahabeden ve ne de müctehid imamlardan Kuran okurken abdestin farz olduğuna dair ‘sahih’ bir şey okumadım, duymadım. Bir şeye “farzdır” demek, helâl ve haram koyma yetkisine girer. Helâl ve haram koyma yetkisinin ise kime verildiği bellidir. Burada “farz olduğu” söylenen bir hüküm olduğuna göre, o hükmü farz kılan delili muhkem ve mütevatir nasslarda bulmamız gerekir. Kuran’da abdestin sadece namaz için emredildiğini görüyoruz. Bu konuda, çok yaygın bir yanlış anlamaya alet edilen bir ayet vardır: “Ona temiz olanlardan başkası dokunamaz.”[Vakıa/79] Birazcık Arapçadan, ilimden, Kuran’dan, tefsirden nasibi olan kimsenin bu ayetteki “o” zamirinin bir önceki ayetteki “Kitab-ı Meknûn’a/ Gizli Kitab’a/ Levh-i Mahfûza” gittiğini bilir, bir. Bu ayet Mekke’de, Abdest’in geçtiği tek Kuran ayeti (Maide/6) ise Medine’de inmiştir, iki. Ayetteki “dokunmasın” şeklinde yanlış algılanan “la yemessuhu” ibaresi “inşai” değil “ihbari”dir ve “dokunamaz” demektir; oysa ki Kuran’a kafiri de müşriği de dokunur, üç…

Bilgime güvenmeyip, “Kuran okumak için abdest farzdır” diyen sahih bir hadis, bir imam, bir alim var mıdır diye Mektebetu’l-Elfiyye’den 400.000 hadisi, bazıları Mebsut gibi 30 cildi bulan 1000’e yakın kitabı, tüm mezheplerin 40’ı aşkın kaynaklarını taradım, böyle bir şey bulamadım. En iyisi, bu konularda en katı davrandığını bildiğimiz Süyuti’nin “Kuran okumanın âdabı” başlığında yazdıklarını aynen tercüme etmek:

“Kuran okuma sırasında abdest almak müstehaptır; çünkü tilavet zikirden efdaldir ve Peygamber temizlenmeksizin zikretmeyi hoş karşılamazdı. İmamu’l-Harameyn dedi ki: “Abdestsiz Kuran okumak mekruh değildir, çünkü Peygamber abdestsiz okuyordu. el-Mühezzeb Şerhi’nde ise: Eğer kişi Kuran okurken yellenme ihtiyacı hissetse, yellenme sırasında harfleri doğru telâffuz edemeyeceği ihtimaline karşı okumayı durdurur.” (el-İtkan, 1/295)

Buraya, başta Hanefiler olmak üzere, tüm mezhep ve meşreplerin temel referanslarından sayfalarca alıntı yapar, tercüme ederim. Fakat yerim yok, vaktim yok, keyfim yok; lüzum da yok. Tüketenler de, üretenler de hep olacak. Böyle başa böyle tarak. Biraz da insanımız ciddi ve uyanık olsun; bitli baklanın kör alıcısı olmasın.

Şafii’dir, Hanefi’dir meselesi değil bu! Allah’ın emretmediği bir şeyi emretmek, farz kılmaktır ki, bunun vahameti “Kuran okurken abdest almanın hükmü nedir?” sorusundan çok daha derindir ve problem dinin temelleriyle ilgilidir. Şakası var mı bu işin? Biri kalkıp da “Şu farzdır?” diyorsa, dinini donundan birazcık fazla ciddiye alan bir Müslümanın, “Nerede, hangi delille?” diye sorması “farz olur.” Çünkü, o ünlü usul kuralı gereğince “farzı” bilmek farz olduğu gibi, farz olmayanı farz bilmek de “haram” olur. Eğer o kişi üçüncü, beşinci sınıf ilmihalleri getirip de önünüze koyuyorsa, bu kez sizin “İlmihal yazarlarının farz koyma yetkisi olduğunu bilmiyordum” demeniz “farz” olur. Kaldı ki bunlar arasında “Tevrat’ı abdestli okumak farzdır” diyenini bile gördüm ben.

Bir şeye “farz” demek, “haram” demek ciddi bir iştir; Allah’a atfen verilmiş bir hükümdür, kimse keyfi olarak “farz” ve “haram” ilan edemez. Ne demiştik bir yazımızda: Cahiller dinden iskonto yaparlar, ham sofularsa dine zam yaparlar; bu ikisi de birdir.

Siz siz olun, etrafınızda ahkâm kesenlere Kuran’ın öğrettiği gibi sorun: “Kul hâtû burhanekum in küntüm sadıkîn: De ki: Hadi getirin delilinizi, eğer doğru söylüyorsanız?” [Bakara/111]


*********************************

30.09.2011 tarihli ve 30092011190045 kayıt nolu, Dini Sorular Komisyonuna sorduğunuz sorunuzun cevabı.Kime:s-merdin @hotmail.com

Sorunuz: İmam- Hatip Lisesi kız öğrencileri adetli günlerinde Kuran okumalarının sakıncaları var mıdır?
Cevap: Kuran-ı Kerim dinlerken veya ona dokunmaksızın okurken namaz abdestli olmak zorunluluğu yoktur.    Abdestsiz olarak Kur’ân-ı Kerim’e dokunulup dokunulmayacağı konusu, İslam âlimeri arasında tartışılan konulardan biridir. İslâm alimlerinin çoğunluğuna göre, Kur’ân-ı Kerim’in abdestsiz olarak ele alınması caiz değildir. Fakat el sürmeden yüzünden abdestsiz olarak okunabilir.    Bu görüşteki alimler, Vakıa sûresinin 79. âyetini delil olarak zikrettikleri gibi, Hz. Peygamber(s.a.v.)’in Amr b. Hazm’a gönderdiği mektupta yer alan “Kuran’a ancak temiz olan dokunsun” hadis-i şerifini de delil olarak zikretmektedirler.

Vakıa sûresi 79. âyetinde geçen “mutahherun”dan maksat melekler olduğunu söyleyenler olduğu gibi “temizlenmiş insanlar” diyenler de vardır. Hasılı, Kuran-ı Kerim’i abdestli olarak ele almak, dinen tercih edilen bir davranıştır. Bu sebeple, özellikle ibadet maksadıyla Kurân-ı Kerim okuyanların, onu abdestli olarak ele almaları uygun olur. Bilindiği gibi Kuran-ı Kerim okumak zikirlerin en üstünüdür.

İdeal okuma ise, Kuran-ı Kerim’in anlamını da düşünerek veya muteber meal ve tefsirleriyle birlikte okumaktır. Kuran-ı Kerim okumanın bir takım edepleri vardır. Okuyanın ihlaslı olması, kendini Allahu Teâlâ’ya münacaata hazırlaması, Allah(c.c.)’ın kendisini gördüğü (ki o Allah’ı görmese de Allah onu görüyor) ve O’nun huzurunda olduğu bilinciyle okuması gerekir. Bunun dışında abdestli olması, temiz bir yerde okuması, kıbleye yönelmesi, Eûzü Besmele’yle başlaması ve Kuran-ı Kerim’e hürmet ve saygıya aykırı davranışlardan kaçınması gibi daha başka edeplerden de kaynak kitaplarımız bahsetmektedir.

Kuran-ı Kerim meâl ve açıklamaları, Kuran hükmünde değildir. Bu itibarla abdestsiz ele alınıp okunabilir. Adet gören veya lohusa olan kadınların Kur’ân-ı Kerim’i okuyup okuyamayacakları konusunda İslam alimleri farklı görüşler ileri sürmüşlerdir.  İmam Mâlik ve Ahmed ibn Hanbel’e göre, hayızlı veya lohusa olan kadınlar el sürmeyerek ezbere veya yüzünden Kuran-ı Kerim’i okuyabilirler. İmam

 

*****************************

Mâlik, öğretme ve öğrenme zaruretine binaen, bu durumdaki Kuran öğretici ve öğrencilerinin Kuran-ı Kerim’i tutmalarını da caiz görmüştür. (Babu Fethi’l-İnaye, 1, 217-218)

Zahiri mezhebi fakihlerinden İbn Hazm ise, hayızlı ve lohusa olan kadınlarla cünüp olan kimselerin, hem Kuran-ı Kerim’i tutmalarının, hem de okumalarının câiz olduğunu belirtmiştir. (el-Muhallâ, I, 94)

Hanefî ve Şâfiîler ise Tirmizî, ile İbn Mâce’nin İbn Ömer (r.a) den rivayetettikleri: “Ay hali olan kadın ve cünüp olan kimse Kuran’dan hiçbir şey okuyamaz.” (Tirmizî, “Tahâre”, 98; İbn Mâce, “Tahâre”, 105) anlamındaki hadisi esas alarak, hayız ve lohusa kadınların Kuran-ı Kerim’i okumalarının caiz olmadığını söylemişlerdir.

Görüldüğü gibi, kadınların özel hallerinde Kuran okuyup okuyamayacakları konusunda İslam alimleri arasında görüş birliği bulunmamaktadır. Farklı görüşlerin bulunduğu hallerde, yeri geldiğinde diğer görüşlerden de istifade edilebilir. Ülkemizde, Hanefî mezhebinin görüşleri daha yaygın olduğundan, genellikle bu mezhebin görüşleri doğrultusunda amel edilmiştir.   Bayanların özel hallerinde (hayz-lohusalık) cünüp hükmünde sayıldıklarından bu esnada Kuran-ı Kerim’e el sürmeleri, ezbere veya yüzünden Kuran-ı Kerim okumaları Hanefi ve Şafii mezhebinde caiz görülmemiştir. Ancak besmele ile zikir ve dua anlamı taşıyan ayet-i kerimeleri, Kuran-ı Kerim tilaveti niyeti olmaksızın, zikir ve dua kasdı ile okuyabilirler. Gerekirse, harf- harf hece-hece başkalarına da öğretebilirler. Buna göre, bayanlar adetli günlerinde “ayetel kürsi”yi, Fatiha ve İhlas surelerini dua ve zikir maksadıyla okuyabilirler.

Maliki ve Hanbeli mezhebinde ise hayızlı ve nifaslı kadınların el sürmeden ezbere veya yüzünden Kuran-ı Kerimi okumaları caiz görülmüştür.  Buna göre Maliki ve Hanbeli mezheblerini taklit ederek hayız ve nifas halinde olan öğrenci kadınlar veya hafızlık yapan bayanlar Kuran okuyabilirler ve başkalarına da Kuran-ı Kerim öğretebilirler. Bir zorunluluk olması halinde de Kuran-ı Kerim’e el sürmeleri caizdir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir