KADİR GECESİ

“Bismillahirrahmanirrahîm…” Özünde merhametli, işinde merhametli olan Allah’ın adıyla…Rahman olan, kendisine rahmeti farz kılan, kullarına sonsuz merhametli olan/ Erham’ür-Rahımîn olan Allah’ım, Senin adınla başlarım.

“İnnâ enzelnâhü fi leylet’il-kadri”“Hakikat şu ki; Onu biz Kadir gecesinde indirdik”.

Klasik ulema, “İnzal”i, bir kerede indirme, “Tenzil”i; peyderpey indirme olarak anlamıştır. Güya, kur’an Beraat gecesinde dünya semasına/Beyt’ül- Izzet’e bir kerede indirilmiş, oradan da yeryüzüne 23 yılda indirilmiştir. Bu konuda bir Nebevî haber yoktur. Üstelik “İnzal” kelimesi, tek bir defada indirme anlamına da gelmez. “İkram etmek, bir yasaya bağlı olarak indirmek” anlamına da gelir. Bu teori, Müşriklerin “Kur’an bir defa da indirilmeli değil miydi?” [Furkan/32] itirazlarına bir nevi cevap bulmak için geliştirilmiş olmalıdır. Bir de Beraat Gecesine yer açmak için.

İnzal; aşkın/müteal manaların insan idrakine indirilmesi demektir. Allah’ın fiili emri, yaratmaktır. Kelami emri ise; vahyetmesidir. Her ikisi de aynı kaynaktandır. Bu nedenle vahiy ile, insan bir eldiven ile, bir el kadar birbirlerine uyarlar. Somun ile cıvata gibi birbirlerine milimetrik otururlar.

“Leylet’ül-kadri” marifedir. Yani bilinen bir gecedir. “Biz onu mubarek bir gecede indirdik” [Duhan/3] ayetindeki mubarek gece bu gecedir. Yine [Bakara/185]ayeti Kur’an’ın Ramazan ayında indirildiğini haber vermektedir. Özetle Kadir gecesi, 610 miladi yılının Ağustos ayında, bir pazartesi gecesinde olduğunu biliyoruz.

Peygamberimiz bu çok özel gecenin vaktini unutmuş olması mümkün değildir. Bu onun Peygamberliğinin başlangıcıdır. Kadir gecesi, insanlığın vahiyle buluşturulduğu gecedir. Bunu nasıl unutabilir? Hatta bazen vakti konusunda çok ısrar edenlere “Unutturuldu” diye cevap verdiğini görüyoruz. Peygamber onu ramazan’ın son 10 gününde arayın dese de, genelde onu daha geniş bir zamana yaymaya çalıştığını görüyoruz. Sanki, her gecenizi kadir bilin der gibi.

Ya da; diğerlerinden farklı olarak bir geceyi çok özel olarak ihya etseydi, bunu bize eşleri naklederlerdi.

Üstelik bu an, o geceden ibaret değildir. Zira, Peygambere vahiy geldiği gece, dünyanın diğer kısmı için gündüzdü. Üstelik, kadir gecesi ay takvimine göre bir yıl içinde dolanır durur. Eğer o anı, o geceyi, o vakti kutsayacak isek, bunu ancak güneş takviminde yapabiliriz. Bunu ise kur’an yasaklamaktadır.

Ay takvimine göre; Kadir gecesi bir kere yaşandı. Özetle; ramazan ve içindeki kadir gecesi yıl içinde gezmektedir. Eğer kadir gecesi sabit bir gece olsaydı, güneş takvimine göre olması lazım ve dönmemesi lazımdır. Kadir gecesi, sene içinde dönen, dolaşan bir gizlenmiş gecededir. Peygamberi zî-Şân’nın yatağını paylaşan, Hz. Aişe annemiz gibi bir dahi kadın, ne yapar, ne eder onun hangi gecede olduğunu öğrenirdi. Ama o da o gecenin bir yılın geceleri içinde dolaştığını biliyordu. Ve bu yüzden “O geceye rastlarsam hangi duayı okuyayım?” diye soruyordu.

“Sen onun mahiyetini/kadrini/kıymetini nereden bileceksin?” Zamanını değil, kıymetini nasıl idrak edeceksin?

“Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.”

Allah Kadir gecesi, bin geceden hayırlıdır demedi de, bin ay dedi. Halbuki Kadir gecesi, ile bin gece arasında uyum daha güzel olurdu. Lakin Allah bin ay, 83 yıl, bir ömür dedi.

Kur’an’ın indiği bu gece, ya cahiliye gecesidir, yani; Cahiliyye dönemi, karanlığı dönemi bitti. Kur’an gündüzü başladı, demektir.

Ya da; dünya hayatıdır. Sanki dünya hayatı, insan ömrü bir gece gibidir. Kıyamet sabahı da o gecenin gündüzüdür. Her şeyin olduğu gibi, gün gibi ortaya serildiği gündüz dür.

Bir ömürden hayırlı bu Kadir gecesi kıymetini Kur’an’ın, dünya semasına, insanlığın ufkuna inmeye başlamasından alır.

Ey muhatab! Kur’an indiği geceyi bir ömre bedel kılar.

Ey muhatab! Bu kur’an bütün bir ömre inerse, Senin ömrün Kur’an’la dirilirse, onun bedeli ne olur…? Elbette cennet. Elbette ebedi saadet!

Şuursuz bir geceye inen bu kitap, o geceyi bir ömre bedel kılarsa, şuurlu bir insanın ruh ufkuna, idrak dünyasına inen bu kitab, bu vahy neler yapmaz!

İşte Kadir gecesi, Kur’an’ın sizin idrak dünyanıza indiği andır. Kur’an bana indi, bana vahyolundu dediğiniz, Kur’an ile hemhal olduğunuzda gündüzünüz de kadir, geceniz de kadir olur. Ya da Kur’an sizin ruh dünyanıza hala inmediyse, onunla buluşamadıysanız sizin ne kadir geceniz, ne de kadir gündüzünüz var demektir. Ne kadriniz, ne kıymetiniz var demektir.

Nasıl bu gece “Binlerce Ay” dan daha hayırlı ise, bu gece inen Kitab’ta binlerce diğer kitaplardan daha hayırlıdır.

Nasıl bu gece inmeye başlayan Kuran binlerce yıl süren küfrün, şirkin zulumatına, Cahiliyye’nin zifiri karanlık gecesine bir son verdiyse, bu gün de bu Kuran modern zamanların tüm problemlerini bir nefha’da siler, süpürür.

Kadir Gecesi’ne, binlerce kat değer getiren unsurun Kuran olduğu anlaşıldıktan sonra, tüm kutsallık ve bereketin herhangi bir sabit zaman parçasına ait olmadığı açıktır. Nasıl, “Şeref’ül-mekan, şeref’ül-mekîn” ise, bir yer şerefini orada oturandan alıyorsa, bu gece de şerefini, değerini bu gecede inmeye başlayan Kuran’dan almaktadır.

Bu gecenin kutsallığı,[2] bereketi o özel zaman diliminden değil, Kuran’ın insanlık semasına inmeye başlamasından alır. Bu nedenle, söz konusu kadir kıymetin bu geceye değil, Kuran’a izafe edilmesi daha isabetli ve makul olandır. Bunun anlamı da şudur: Ey insan! İndiği zamana dahi binlerce kat değer yükleyen bir Kitab, indiği kendi halinde bir çöl kasabası sakini olan Abdullah’ın oğlu Muhammed’i ‘Âlemlere rahmet’ olan bir elçi yapmıştır. Bu vahiy; sıradan bir çöl kasabası olan Mekke’yi, ‘Ümm’ül-Kurâ/ Kentlerin Anası’ diye tebcîl edilen mübarek ve mükerrem bir belde haline getirmiştir. Öyleyse bu vahiy bir de senin yüreğine, zihnine, hayatına ve dünyana inerse, seni neler yapmaz! Bu vahiy senin idrak ufkuna bir doğarsa, sana bir gecesi bir ömür kadar bereketli bir hayat bahşeder!  Senin duygu, düşünce ve eylem potansiyelini binlerce kat arttırmaz mı?

Müddessir 1-6. Ayetlerde emredildiği gibi; “Ey üzerine ağır yük yüklenen Nebi! Ey büyük sorumluluk altına giren muhatab! Kalk, geceleyin, ağır, ağır, sindire, sindire, tertil üzere Kuran oku! Vahiy, akleden kalbine nakış gibi işlensin. Mermer üzerine yazılır gibi, benliğine kazınsın. İşte böyle yaptığında o gece Kadir gecesi olur. Bu yalnızca kadir gecesinde yapılmaz. Kaim’ül-Leyl/ gece kalkışı, geceyi ayaklandırmak bütün müminlerin, bütün ömür boyu yapacakları bir Kuranî eylemdir.

“Tenezzel’ül-Melaiketü ve’r-Ruhu/ melekler yanlarında vahiy oldukları halde inerde iner.” “Tetenezzelü”; muzaridir. Süreklilik ifade eder. “Tenezzül buyurmak” Allah kulların seviyesine inerek, onları muhatap alarak onlara vahyeder, vahyin diriltici soluğunu onlara ikram eder. Bu bir tenezzülat-ı ilahîdir. Allah’ın kullarına tenezzül etmesidir.

“O gece boyunca melekler, Rablerinin izniyle (ölü canlara) hayat taşımak için bölük bölük inerler; her çeşit barış, huzur, saadet ve güven taşırlar…ta şafak sökünceye dek!..”

Bu fiil bu bab’ta; bir şeyin sürekli, kesintisiz olmasını ifade eder. Melekler yanlarında vahiy olduğu halde fasılasız, aralıksız inerler de inerler. “Fî hâ” daki zamir; geceye ait olabilir. Bu takdirde anlam, “o gecede” olur. O gecede melekler vahiyle mütemadiyen iner de iner demektir.  Ya da; “Fî hâ” daki zamir; Melaike’ye racidir. Bu takdirde anlam; Ruh (vahiy meleği ve ya Kuran vahyi) içlerinde olduğu halde melekler inerler de inerler, demektir.  Melekler yanlarında “min külli emrin/ hayatın her alanına dair mutluluğun formülleri, anahtarları” olduğu halde inerler de inerler.

Vahiy bir kere indi. Lakin onun anlamları sonsuz kere iner. Onun nuzulü bitse de, vahyin manası tükenmez. Vahiy bir kere iner, manası sonsuz kere iner ve sürekli iner, demektir.

“Bi izni rabbihim / Rablerinin izniyle”

Buradaki izin, emir anlamındadır. İznin bir diğer anlamı da budur. “Ve dâiyen ilallahi bi-iznihi /O’nun emriyle Allah’a davet eden” Yani sen bu işe kendin karar verip, başlamadın. O’nun emriyle davet işine giriştin, demektir. Yine “Ve mâ tetenezzelü illâ bi-emri Rabbike /Biz ancak Rabbimizin emriyle ineriz” [Meryem/64] ayeti de bunu tefsir eder. Yine; “er-Ruhu min emri Rabbî/ Ruh (Vahiy) Rabbimin emrindendir. Vahiy indirmek Rabbimin emridir, işidir” [İsra/85] ayeti de “Ruh” ve “emir” meselesini çok güzel tefsir etmektedir.

“Yünezzilü’l-melaiketü bi’r-Ruhi min emrihi alâ men yeşâü min ıbâdihi / O Allah melekleri vahiyle kullarından dilediğine, kendisinden bir emir ile indirir” [Nahl/2] Bu ayetlerdeki “Ruh”u Cebrail ile tefsir etmek mümkün ise de, vahiy ile tefsir etmek daha isabetlidir. Zaten bu kelime, Kuran’da ya vahiy, ya Cebrail ya da Kuran anlamında kullanılmıştır.

“Min külli emrin/ her bir iş için” Hayatın her alanı için yanlarında bulunan ayetler, emir ve yasaklar ile melekler inerler. “Min kül limriin/ her bir insan” şeklinde meşru kıratlar da vardır. Bu takdirde anlam; her bir kişi için anlamına gelir.

Sanki, bu ayeti, daha sonra nazil olan “Şüphesiz ki, Biz onu mübarek bir gecede indirdik…” ayetinin devamı olan [Duhan/4] ayeti tefsir ediyor gibidir. “Fihâ yüfraku küllü emrin hakîm/ Her hikmetli emir/iş o gecede ayırt edilir. Ayrıştırılır. Emran min indinâ/ katımızdan verilmiş bir emirle” Kadir gecesindeki “kadr” kelimesinde de kader, mikdar, ölçü, takdir etmek, vs. gibi anlamlar mündemiçtir. Yani; kadir gecesi takdir gecesidir. Her bir hikmetli işin, ilahi hikmetle takdir edilmiş hükümlerin, büyük işlerin takdir edildiği bir gecedir. Yalnız bu her hikmetli işin inişini bir sene ile sınırlandırmak doğru değildir. Elmalı merhumun belirttiği gibi, bu Kuran’ın inmesi ile, ondaki emir ve yasaklarla, hikmetli hükümlerle kıyamete kadar sürecek İnsanlığın mukadderatı, geleceği evrensel yasalar ile  belirlenmiş demektir.

“Selâm”; Selam için inerler. Getirdikleri her bir emir, selamdır, selamettir, insanları mutluluğa iletecek formullerdir. Her bir emrin/işin hayır ve şerri de ihtiva etmesi ihtimaline karşın, Rabbimiz bu her bir işin selam olduğunu, kadir gecesinin kadrini bilen, bu Kuran bana nazil oldu, deyip Kuran’ın, vahy-i ilahinin kadir ve kıymetini bilen kimselere bir “selam” dır. Selam’ın anlamı; ya mutluluktur, esenliktir, ya; selamet/kurtuluştur. Ya da; Barıştır.

Allah Kuran’ın doğduğu bu gece hürmetine “Genel Af” ilan edebilir mi? Evet, edebilir. Bu gece Peygamberimizin risaletinin, rasullüğünün başlangıç gecesidir. Tüm âlemlere rahmet olarak gönderilen o son kutlu elçi hatırına bir selam gecesi, bir genel af gecesi ilan edilebilir.

Yalnız bu genel affın kapsamına girmek için de Kuran’ın kapsama alanına girmek şarttır. Yani; Kuran’la diyalog kurmuş, Kuran’ın rehberliğini kabul etmiş, onu hayat kitabı edinmiş olmak kaydıyla. “Bi izni rabbihim” ifadesi, her gelene geç değil, her günahkâr değil, piyangodan çıkana değil, bilakis Allah’ın iznine bağlı olduğunu ilan eder.

Bazıları Kuran’ı bir ölü kitabı haline getirmişlerdir. Onlara göre Kuran, onların işlerine, eşlerine, aşlarına karışmaz! Sadece affedersiniz “Leşlerine” karışır. Ölünce onlara Kuran lazım olur.

Kadir Gecesi bir çamaşır makinası değildir. Bir yılın birikmiş tüm günahlarını yıkayıp, silip, yok eden bir terminatör/ yok edici değildir.

Kadir Gecesi, bir tombala, bir piyango gecesi hiç değildir. Bu geceyi ihya ettin. Bin ayı ihya ettin. Yok öyle şey! Kuran henüz gönül dünyalarına nazil olmamış, Kuran’ı baş tacı yapmamış, temel referans kitabı, başvuru kitabı yapmamış olanlara Kuran şans topu dağıtmaz. O hayatı bir kumar gören, bir şans meselesi gören, tesadüfen dünyaya gelen, tesadüfen zengin olan ve tesadüfen kurtulan kumarbazların “Şanslı rakamı, uğurlu sayısı”  hiç değildir. Kadir Gecesi, piyango gecesi değil, Kuran’la buluşma gecesidir.

İçinde Kuran olmayan bir ömür, bir gece kadar karanlık ve bereketsizdir.

“Hiye hattâ metla’ı’l-fecri / o (gece) ta fecrin doğuşuna (tanyeri ağarana) kadardır” Ayet, şöyle de anlaşılmaya müsaittir. “Hiye min külli emrin selam/ bu her bir emir selamdır” şeklinde, hiye zamiri, muahhar müpteda şeklinde de değerlendirilmiştir. Yine, “Selam” mübtedası hazfedilmiş bir haber de olabilir.  Ya da “min külli emrin” mukaddem haberinin mübtedası da olabilir. Bu durumda anlam, her bir iş için melaikenin indirdiği vahyin selam olduğu, insanlık için saadet ve esenlik olduğu, onlar için dünya ve ahiret kurtuluşu olduğu anlaşılır.

Bu “Hattâ metla’ı’l-fecri”, şafak atana kadar, gün ağarana kadar ifadesini, “Bu dünya gecesi sona erene kadar, dünya hayatı sona erene kadar, kıyamet sabahına kadar” şeklinde anlamamız da mümkündür. Çünkü bu Kuran serâpâ mucizedir. O kıyamet sabahına kadar insanları diriltmeye devam edecektir.

Bu Kuran sadece 610 yılında Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’e inmedi. Bilakis tüm insanlara indi. Eğer bu kadir gecesi, 610 yılında yaşanmış bitmiş bir gece ise, bu geceden bize o zaman ne kalmıştır ki! Eğer bu sureye böyle bakarsak, o zaman yapılması gereken, bu sureyi bir antika dükkânına bırakıp, sergilemek lazım. Sureye böyle yaklaşırsak, bu surenin asrımıza söyleyeceği hiçbir mesaj yok demektir. Sure o zaman sadece, tarihte bir kere yaşanan o geceyi hatırlatan, o geceden tatlı bir anı olarak bahseden bir eski hatıra defteri konumuna indirgenmiş olur.

Çünkü, vahyin taşıdığı barış, huzur, saadet, güvenlik ve özgürlük (selam) tek çeşit değildir; duygu, düşünce ve eylem olarak bireyin tüm hayatını kapsar. Sadece bireysel değil toplumsal barış, huzur, saadet ve güvenin de tesisi fıtratla aynı kaynağa ait olan vahyin diriltici soluğuna (ruha) muhatap olmakla gerçekleşir.

Bu sure de, tüm Kuran gibi hayat kaynağıdır. Kuran ile buluşma gecesidir. Kuran ile dirilme gecesidir. Sizin kadir geceniz, Kuran sizin idrak dünyasına indiği ânınızdır, gündüzünüz olur, geceniz olur. Ramazan da olur, herhangi bir zaman diliminde olur. Kalplerinizin onunla mutmain olduğu, “Elâ bi-zikrillehi tetmainnü’l-kulûb/ Dikkat edin! Kalpleriniz ancak Kuran ile mutmain olur, huzura kavuşur, asude olur” [Ra’d/29] ayetinin haber verdiği doyuma, itminana ulaştığınız an kadir anınızdır. O an işte Kuransız geçen koca bir ömürden daha hayırlıdır.

“Lev enzelnâ heze’l-kur’âne alâ cebelin leraeytühü hâşian mütesaddian min haşyetillâh / Şayet Biz bu Kuran’ı bir dağa indirseydik, onun Allah korkusundan titrediğini, ihtizaza geldiğini, parça parça olduğunu görürdün” [Haşr/21]  Bu Kuran dağları, taşları canlandırıken, harekete geçirirken,

Ey muhatab!

Ey İnsan! Bu kitab dağa değil, sana inmiş, Bu vahiy seni neye sarsmaz? Ruhunu harekete geçirmez. Kuran’ın bir anlamı da Ruh’tur. Bu Ruh’ta sizi gerçekten harekete geçirmez ise, yüzyıllar süren ölüm uykusundan bu milleti uyandırmaz ise, Gerçekten siz sağ mısınız? Kendinize canlı diyebiliyor musunuz?

Bu Kuran “Hablullah/Allah’ın insanlara uzattığı iptir” Ey insanlık! Ne zaman bu tek kurtuluş ipine tutunacaksınız?

Bu gece gök sofrası açılmış. “Nuzûl” aynı zamanda hiçbir şeyin eksik olmadığı, düğün sofrası demektir. Kuran açılmış, o sofradan payınıza düşeni alabiliyor musunuz?

Kuran bana nazil olmuş diyebiliyor musunuz?

Kuran benim hayat iksirimdir, benim tüm dertlerimin dermanıdır, diyebiliyor musunuz? İşte o zaman bu gece sizin kadir gecenizdir.

Bu Kitap, müminlere şifadır, buyuruyor, Rabb-i Rahîmimiz. Rabbinize itimat ediyor musunuz? Öyleyse gelin, tüm problemlerimize çözümü bu kitap ta arayalım.

Kadir gecesini yılın şu gününde, bu ayında değil KURAN’IN İÇİNDEDİR. Kuran Kadir gecesinde inmiştir. Kadir de Kuran’ın içindedir. Kuransız, kitapsız olanların ne kadri olur, ne kıymeti!

Kuran’ın doğum günü olan Kadir Gecesini kutlamanın bir sakıncası olabilir mi? kesinlikle olamaz. Ancak adetleri ibadet, ibadetleri adet yapmamak şartıyla! Ama maalesef bu ümmet bir çok adeti ibadet haline çevirmiştir. Bunu yapanlar kısa bir zaman sonra da ibadetlerin içini, ruhunu boşaltıp, onları adetleştirmişlerdir.

Bu gece asıl yapmamız gereken; Kuran nesli olabilmenin yollarını aramak, Yaşayan Kuran olabilmek, Kuran’ın ahlakıyla ahlaklanmak, Kuran’ın kadir ve kıymetini bilebilmek, Her geceyi kadir bilmek, Her geceyi Kuran ile ihya etmek, Her geceyi “Kâim’ül-leyl” yaparak, gecelerimizi Kuran ile ayağa kaldırmak, Gecenin bu en dingin anlarında, ona yüreğimizin dudaklarını teslim edebilmek, Bu Kuran ile hayat bulmak, Kuran’sız geçen ömrümüzü, Cahiliyye gecemiz bilip, bu kapkaranlık gecemizi Kuran güneşi ile aydınlatmak, Kuran bana nazil oldu, hem de olmaya devam ediyor diye, “tenezzelü’l-melâiketü” Meleklerin indirmesi devam ediyor bilinciyle okumak, Vahiy bir kere de inmiş olsa da, inişi bitmiş olsa da, o Kuran’ın anlamları bitmez. Asırlar eskir, zaman yaşlanır. Kuran ise gençleşir, ter-ü tazeliğinden, terabetinden hiçbir şey kaybetmez!

Ey muhatab! Kuran indiği geceyi bir ömre bedel kılar.

Ey muhatab! Bu Kuran bütün bir ömre inerse, Senin ömrün Kuranla dirilirse, onun bedeli ne olur…? Elbette cennet. Elbette ebedi saadet!

Şuursuz bir geceye inen bu kitap, o geceyi bir ömre bedel kılarsa, şuurlu bir insanın ruh ufkuna, idrak dünyasına inerse, neler yapmaz!

Ey Müslüman! Bu Kuran’la sen ne zaman buluşacaksın?

Ama biz Müslümanlar bu Kuran’ı, bu çok okunan kitap anlamına gelen kitabı, Mushaf yaptık, en güzel örtülerle, evin güzel köşesine, en ulaşılmaz yerine astık.

Kıraatı, tilavet yaptık. Ses, makamla okunan bir bestenin güfteleri muamelesi yaptık.

Tertil’i, tane tane okumayı, sindire sindire anlayarak okumayı, tecvide dönüştürdük. Meharic-i hurufa, gunne’ye, ayn çatlatmaya çevirdik.

Allah o kitabı bizim yüreğimizi öpsün diye göndermişti, biz ise onun kağıdını, cildini öptük. Emirlerini çiğnemekten hiç haya etmedik amma, ona karşı ayak uzatmayı ona saygısızlık gördük.

Onu hiç anlamadık.

Bugün Ne hazindir ki! Dünya da en çok okunan kitap o olmasına rağmen, en az anlaşılan kitap ta o.

Onu hiç anlamaya yanaşmadık. Amma onun ayetlerini yazıp, suya attık, şifa olsun diye içtik.

Onu altın yaldızlarla yazdık, bin bir beste ile okuduk amma, onu hiç hayatımıza tatbik etmedik.

Anlaşılmayan bu kitap, bir forma, bir formaliteye dönüştü.

Manasını terk ettik, kağıdını kutsadık. Abdestsiz dikişli kağıdına dokunmak bile haramdır diye de fetvalar düzdük.

Oysa o her an elimizi altında olmalıydı, dilimizde olmalıydı, gönlümüzde olmalıydı. En çok eskittiğimiz kitap o olmalıydı.

Sonunda manası uçtu, kitabını nesneleştirdik.

O hayatımızdan çıktı, hayat ta bizi kâle almaz oldu, yeryüzünde de bir varlık gösteremez olduk.

Hatta o kitapta olmayan bir din inşa ettik. O artık hayatımıza karışmıyor. Onu biz anlayamayız, üstadlar okur ve anlar ve bize anlatır dedik. Üstadları Kuran’ın ifadesi ile rab edindik. Onların her sözüne itaat edilecek, mutlak otorite haline getirdik.

O kitabı mehcûr bıraktık. Boynu bükük, terk edilmiş bir kitap konumuna getirdik.

“(O gün) Rasul diyecek ki, ’Ya Rabbi! Benim kavmim bu Kuran’ı mehcûr bıraktılar” [Furkan/30] Gerçekten bu Kuran terk edilmiştir. Ona devri geçmiş muamelesi yapılmıştır. Gerçekten bugün halk İslamında onun yeri başka kültürlerle doldurulmuştur.

Artık Kuran, Mushaf olmuştur. Kıraat, tilavet oldu. Tertil/sindire sindire, anlayarak okumak ise, tecvid.

Artık Kuran kendisiyle teberrük edilen, istiharede bulunulan bir kitap haline getirildi. Cifr ve ebced hesaplarıyla tılsımlı ve cadıca işlemler yapılan, cin kovma, nazardan koruma gibi işlemler için başvurulan bir kitab oldu.

Artık Kuran ‘anlaşılmak’ için okunmaz oldu. Sevap devşirmek, ölülere bağışlamak için okunur oldu. O dirilere değil, artık ölülere hitab etmekte.

Hükümlerini günlük hayatta çiğnerken, geceleyin ona karşı ayaklarımızı uzatmamak ona saygının nişanesi oldu. Abdestsiz el sürülmez diyenler ile mealini okumayı yasaklayanlar nedense hep aynı mahfiller. Orta çağda kilise babalarının halkın İncil okumasını yasakladıkları gibi bunlar da aynı şeyi yapmaktalar. Zira insanlar onu okursa, bunların Kuran’sız İslam anlayışları toz-duman olur.

Anlayacağınız bu milleti vahiyden mahrum bırakanlar sadece Kuran eğitimini yasaklayanlar değildir. Sağdan, sağdan gelenler de bu cinayete bir o kadar ortaktırlar.

Onlar Kuran’ı sadece uzmanların anlayabileceğini söylerler, halka da kendilerinin takdim ettiği kadarını anlamak düşer. Hâlbuki Kuran’ı okumak değil, anlamak farzdır.

Kuran sorar; ‘Siz hiç Kuran okumazmısınız, Siz hiç Kuran’ı düşünmez misiniz’?

“Biz Kuran’ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. O halde yok mu öğüt alan?” [Kamer/17]

Şimdi de tüm bu hal-i pür melalimiz ile Allah’ın rahmetinden af ve merhamet diliyoruz. Uyanık bir kumarbaz gibi, ya tutarsa pişkinliğini de bırakmıyoruz.

Allah encamımızı hayreylesin.

NOT; Bu vaaz örneği, Mustafa İslamoğlu Hoca Efendi’nin, Tefsir derslerinden ve Kadir Gecesi, Hilal T.V. deki M. Okuyan ile yaptığı sohbetin band çözümlerinden ve Elmalı Tefsirinden yararlanılarak hazırlanmıştır.

 

 

** “El-Kuddüs”, Allah’a ait bir sıfattır. İslam vahyinin zirvesi olan Kur’an, bu sıfatı yalnızca Allah için kullanır. Sözcüğün gramatik yapısı gereği, anlamı hem “özünde mutlak mukaddes olan”a, hem de “kutsal kılma yetkisi yalnızca kendisine ait olana” tekabül eder.

Bunun birinci anlamı, Allah dışında kutsayıcı bir otoritenin reddidir. Böyle bir davranış, Allah’a has bir niteliğin başkalarına yakıştırılması anlamına gelen “şirk”e tekabül eder. İkinci anlamı ise, “mutlak dokunulmazlık” mânâsındaki kutsalın sınırlandırılmasıdır. K-d-s kökünden gelen kelimelerin Kur’an’daki kullanımı üzerine yapılacak kısa bir araştırma, eski vahiylerden Kur’an vahyine gelinceye kadar kutsalın alanının nasıl daraltılıp, en sonunda yalnızca Allah’a has kılındığını açıkça ortaya koyacaktır.

İslam zaman ve mekan tasavvurunda, mutlak iyi ya da kötü bir zaman yoktur. Zamanın ya da mekanın iyi-kötü olması, insana nispetledir. İyi kullanılan zaman-mekan, kötü kullanılan zaman-mekan vardır. Farklı bir ifadeyle, uğurlu ve şanslı, ya da uğursuz ve şanssız bir zaman-mekan bulunmamaktadır. Zamanı ve mekanı iyi ya da kötü kılan insanın duruşudur. Hz. Peygamber’in, her bir şeyin “uğurlu” ya da “uğursuz” (tıyera) nitelendirilmesini cahiliyye aklıyla özdeşleştirip reddetmiş olması, bundandır. Çünkü böylesi bir akıl, insanın manevi güç ve yeteneklerini köreltmektedir.

Eğer yeryüzünde bizzat kutsal (dokunulmaz) bir mekan olsaydı, bu “Kâbe” olurdu. Oysa ki tarihte onlarca kez Kâbe’nin doğal afete maruz kaldığını biliyoruz. Konunun otoritesi Ezraki Kâbe’nin 60 küsür kez yıkıldığından söz eder. Yemenli Hıristiyan komutan Ebrehe Kâbe’ye saldırdığında ilahi bir cezaya çarptırılırken, Kâbe’yi mancınıkla yıkıp-yakan Haccac engellenmemiştir. Müşrikler Kâbe’nin içerisine tüm şirk sembollerini doldurabilmişlerdir. Kâbe’nin başından geçen bu zıt olaylar, kutsalın mahiyeti konusundaki İlahi Takdir’i tesbit amacıyla külli bir okumaya tâbi tutulmalıdır.

Eğer zamanlar içerisinde mutlak mukaddes bir zaman olsaydı, bu Kadir Gecesi olurdu. Çünkü, Kur’an vahyi, kendi beyanına göre o gece inmeye başlamıştı. Yine kendisi bu iniş gecesinin bir Ramazan ayına tekabül ettiğini ifade buyurmaktadır. (Bakara/185) Kur’an Kadir Gecesi’ne bir tam sure ayırmıştır. (97. Sure) “Kadir Gecesi”, “değer gecesi”dir. Allah tarafından değerli kılınmış bir gecedir (krş. Duhan/3). Bu değer ayette rakamla ifade edilmiştir: “Kadir Gecesi, bin aydan daha hayırlıdır!”

Bin ay, yaklaşık seksen üç yıl eder. Bunun anlamı, dolu dolu yaşanış bir insan ömrü demektir. O halde bu ayet şöyle de okunabilir: “Kadir gecesi bir ömürden daha hayırlıdır!” Kadir Gecesi’ne atfedilen bu değer, bizzat geceden mi kaynaklanmakta, yoksa geceye değerini veren başka bir unsurdan mı? Bu sorunun cevabını birinci ayet açıkça vermektedir. Buna göre, bu muhteşem gece, tüm değerini Kur’an’dan almaktadır. Çünkü Kur’an, bu gecede inmeye başlamıştır. Bir geceyi binlerce kat daha değerli kılan unsurun geceye/zamana ait olmadığı, bu gecenin sabit bir zamana tekabül etmemesinden de anlaşılır. Zira, üzerinde konuşulan zaman, Kameri takvime ait bir zamandır ve Kameri’yi Şemsî takvimden ayıran en tipik özellik de sabit değil sürekli değişken olmasıdır. Buna göre, Kameri yıl içerisinde kutsal kılınan her tür zaman parçası (Ramazan, Kadir Gecesi, İsra ve Mirac Gecesi gibi) kutsallık ve bereketini, bizzat kendilerinden değil, kendi dışlarındaki bir ‘değerden’ almaktadırlar. Kur’an’ın ay takvimini zaman belirleme ölçüsü olarak zikredip (Yunus/5), bunu Güneş yılıyla eşitlemek için yapılan bir sahtekarlık olan “nesi” uygulamasının mantığını eleştirmesinin nedeni de bu olsa gerektir. (Tevbe/37)

  2Yorumlar

  1. Figen   •  

    Müthiş bir anlatım, Rabbim sizden razı olsun. Kişi Rabbinin kitabından konuşunca ve o kişiye Allah akıl ve hidayeti nasip ettiyse böyle güzel bir anlatım çıkıyor ortaya. Söylenecek çok fazla şey bulamıyorum. Rabbime dünya üzerinde yaşayan tüm müminler için dua ediyorum. Rabbimiz son nefesimizde de imanlı ölmeyi nasip etsin, O’nun huzuruna aydınlık bir yüzle çıkmayı nasip etsin. Allah tüm yazdıklarınızı O’nun nazarında ibadet saysın.

  2. Fatih   •  

    Hocam çok teşekkürler, Rabbimiz Kur’an’a Din’e ve Kendisine hizmet edenlere yardım etsin, razı olsun inşallah

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir